Günlük
hayatında insanlarla diyalog kurmaktan uzak, çekingen, içe kapanık
bireyler internet ortamında bir süre sonra kendilerini farklı
kimliklerle tanıtmaya başlıyorlar. Sanal sohbet odalarında arkadaş
edinenler çoğunlukla oldukları gibi değil olmak istedikleri gibi bir
karakter çiziyorlar.
İnternet her birimizin hayatında artık vazgeçilmez hale
geldi. Çocuklarımızın ödevlerinden, okul kayıtlarına, sınav sonuçlarına,
fatura ödemelerinden, bilet rezervasyonuna günlük hayata dair her tür
ihtiyacımızı pratik olarak çözme imkânı sağlayan internet, aile
ilişkilerinde de en az televizyon kadar rol çalmaya başladı. Artık
okuldan gelen çocuklar mutfağa koşup akşam yemeğini hazırlamakta olan
annelerine o gün neler yaptıAklarını, neye sevinip, neye üzüldüklerini
anlatmak yerine alelacele bilgisayarı açıp sanal arkadaşlarıyla sohbet
etmeyi seçiyorlar. Genç kızlar ve genç erkekler problemlerini evde sır
saklayan ve her derde bir çare bulan büyükleri, ağabeyleri veya
ablalarıyla değil internetteki dostlarıyla paylaşıyorlar. Birbirinin
ilgisizliğinden şikayetçi olan eşler, sanal aleme bambaşka kimliklerle
girerek sevgi açlıklarını gidermeye çalışıyorlar.
Tam bu noktada internet kullanımıyla ilgili çok ciddi
problemler ortaya çıkıyor. Günlük hayatında insanlarla diyalog kurmaktan
uzak, çekingen, içe kapanık bireyler internet ortamında bir süre sonra
kendilerini farklı kimliklerle tanıtmaya başlıyorlar. Sanal sohbet
odalarında arkadaş edinenler çoğunlukla oldukları gibi değil olmak
istedikleri gibi bir karakter çiziyorlar. Kimileri sanal alemde daha çok
ilgi görmek ve dikkat çekmek için kendilerine hayali bir hayat
kurguluyor. Hayal ettikleri ama gerçeğe dönüştüremedikleri pek çok şeyi
yapmış gibi anlatıyorlar. Böylece muhataplarının ilgisini çekerek,
hayranlık duyulan biri haline geliyorlar. Kimileri ise yaşadığı kişilik
bozukluğu sonucu baskılanmış asıl benliğini sanal ortamda gün yüzüne
çıkarıyor.
Sınırların olmadığı sanal dünyada kendini özgürce ifade
edebilmek, sorunlarını hiç tanımadığı ve muhtemelen gerçek hayatta hiç
yüz yüze gelmeyeceği insanlara anlatmak bu gibi durumlarda geçici bir
rahatlama sağlayabiliyor. Ancak çoğunlukla psikolojik açıdan sorunlu
kişilerin bu yolu tercih ettiği düşünülürse internet iletişiminin
faydadan çok zarar getireceğini söylemek pek de yanlış olmaz.
Sanal kimlikler problemleri artırıyor
Uzmanlara göre sanal dünyada seçilen “nick name” (takma
isim) ile yedek kişilikler kimi zaman kişi ile özdeşleşirken kimi zaman
da gerçekliğin tam dışına çıkıyor. Hatta kişiliğin ötesinde, sanal
ortamda cinsiyet, yaş, sosyal statü, medeni hal bile değişiyor. Sanal
alemin sağladığı özgür alan ve “chat modası” insanların asıl dünyada
arkadaşlarıyla, aile bireyleriyle ve dostlarıyla yaptıkları sahici
muhabbetleri ve duygu alış verişini de ortadan kaldırıyor. Chat, bir
yandan sorunları, korkuları paylaşmaya yardımcı olurken, bir yandan da
sorunlardan ve gerçek dünyadan kaçmanın bir aracı oluyor. Bu kaçış bir
süre sonra daha büyük sıkıntıları da beraberinde getiriyor. İletişim
problemi yaşanan evliliklerde eşlerin birbiriyle diyaloğu tamamen
ortadan kalkıyor, birbirlerinin yüzünden çok bilgisayar ekranına bakmaya
başlıyorlar. Evli olduğu halde kendini bekâr olarak tanıtıp internette
arkadaşlıklar kuranların sayısı hiç de az değil. Ortamın “sanal”
olduğunun verdiği rahatlıkla bu tür ilişkilerin “aldatma”
sayılmayacağını düşünenler de aile kurumuna en büyük zararı veriyor.
Gençler kimlik çatışması yaşamaya başlarken okuldaki başarısızlıklar da
beraberinde geliyor. Üstelik kendini yetişkin gibi tanıtan çocuk ve
gençlerin kötü niyetli kişilerce kullanılmaları da işten bile değil.
İnternet ortamında farklı kimliklere bürünenlerde kişiliklerin bozularak
yedek kişilikler oluşması, yabancılaşma ve yalnızlaşma ise ciddi
psikiyatrik bozuklukların altyapısını oluşturuyor ya da bu bozuklukların
açığa çıkmasını hızlandırıyor.
Chatleşirken mantık ve kurallar unutuluyor
Chatleşmede kişilerin karşı tarafa kendilerini
istedikleri şekilde yani olumsuz yönlerini bastırarak ya da olmadıkları
bir kişilik portresi çizerek tanıttıklarının altını çizen Prof. Nevzat
Tarhan bunun sebebini de şöyle açıklıyor: “Chat anında insan içindeki
düşünce ve duygu obsesyonlarına kolaylıkla kendini kaptırır. Düşünce
obsesyonu, beynimizin bir bölgesinin istem dışı yanlış düşünce
üretmesidir. İnsanın içindeki düşünce ve duygu obsesyonları, chatleşme
esnasında kontrolden çıkar. Kişi o anda hiç düşünmeden, süzgeçten
geçirmeden aklına gelen her şeyi yazı ya da ses yoluyla karşı tarafa
aktarır. Arzular ve dürtüler ile mantık ve kurallar arasındaki denge,
arzular ve dürtülerden yana bozulur.”
Psikiyatr Dr. Nihat Kaya’ya göre aslında, birçok insan
“yüzüne maske takarak” içinde olan arzuları ve ifade edemediklerini
başka bir kimlik ve kişilikle ifade edip rahatlamaktadır. Adeta o
görüşler onun değil de öteki insanındır. Sanal ortamda hiçbir sansür
baskı olmadan her şeyi ifade etme, deşarj olma imkânı vardır.
Sanal kişiler bize yakın gibi görünebilir ama…
Doç. Dr. Kemal Sayar “İnternette aşk ve sevgi” başlıklı
makalesinde internet üzerinde sanal kimliklerle kurulan arkadaşlıkların
mahiyeti hakkında şu bilgileri veriyor: “Kendini açma ya da iç dökme
online ilişkilerin de vazgeçilmez bir parçasıdır. İnsanlar hattın diğer
ucunda birileri bunları okuyacak da olsa, bir bilgisayara daha fazla
açılabilirler ve bu da internet ilişkilerinin özünü oluşturmaktadır.
Bazen bilgisayardaki sanal kişilik bize yan odada oturan gerçek
kişilikten daha yakın görünebilir.”
Sanal alemde insanların kendilerini daha rahat ifade
edebilmelerini ise internet üzerinde iletişimin kelimelere dayalı
oluşuna bağlıyor Sayar: “Sadece bir klavyenin tuşlarına dokunarak ona
daha fazla şey açıklayabilirsiniz, duygularınızı belli edebilir ya da
karşınızdaki insanın cazibesine kapılabilirsiniz. Klavyede yalnızca
kendiniz, kendi kelime ve duygularınız üzerine odaklanırsınız, nasıl
göründüğünüzün, ne giydiğinizin, fazla kilolarınızın bir önemi yoktur.”
Sayar’a göre sanal iletişimin en büyük riski ise insanların iletişim
kurmak için kendilerini başka kimliklerle tanıtmaları. Bu endişesini de
şöyle ifade ediyor: “İnsanlar çok fazla açılabilir, gerçekçi olmayan
biçimlerde idealize edip düş kurabilirler. Oyun oynama, kandırma,
cinsiyet değiştirme gibi durumlar internet ortamını ilişki kurmak için
nisbeten tehlikeli bir yer haline getirmektedir, hiç yoksa başlattığınız
bir ilişkinin yoktan yere buharlaşması riski vardır.”
Belki de internet üzerinden insanlarla iletişim kurarken
de hiç akıldan çıkarılmaması gereken Mevlana’nın asırlar öncesinden
bugüne miras bıraktığı “Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol”
düsturu olmalı…