Denizi izliyorum,
dalıyorum o sonsuz maviye,
gemiler geçiyor,
vuslata dair, umudu taşıdığım.
Martılar ki; kanat çırpıyor,
sonsuz bir aşkla.
bir parça mavi gök,
bir parça deniz
alıyor beni içine.
yüreğimde melankoli bir aşk,
karşımda sonsuz mavi
umudun türküsünü söylüyorum
yarınlara dair...
Kaç renksin sen
Bölsem seni gökkuşağına boyasan baharı çiçeklere
Berrak bir göl gibi dans etsen her yağmur damlasında
Alıp kalbimi uçsan mavilere
Bulutları tac etsem ipek saçlarına
Utangaç pembeler öpse yanaklarını kıskanıp uzansam
Dudaklarıma bulaşsa pamuk şekerleri dönsem çocukluğuma
Gözlerimde, mutluluğun bütün renkleri
Hüzün ki en çok yakışandır aşıklara.
Yandık , yakıldık ; ama hüzünden yana asla yakınmadık.
Ne de olsa biz mahzun bir Peygamberin ümmeti değil miyiz?
Hüzün taze tutar aşk yarasını.
Yaramdan da hoşum, yarimden de!!!
Bir gün
Ne el kalacak tutmak için
Ne yürümek için bacak
Ne bulutların seyri
Ne de bir hatıra dünyamızdan
Çünkü hatıralar kuşlar gibi
Dal ister konacak
Bir gün
Yaslanmak istersen pencereye
Diz çökmek istersen
Nafile
İş işten geçmiş olacak.
Sonbahar-ki acının değişmez dipnotudur-
Sesinin solgun göğünde
Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur.
Savrulur her yana kavruk kelimelerle,
Yüreğini acıyla buruşturur.
Bakışının pasıyla zırhlanan dünya,
Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına
Sonbahar ki doyumsuz bir aşkın sonudur.
Ağzımın tadı yoksa, hasta gibiysem,
Boğazımda düğümleniyorsa lokma,
Buluttan nem kapıyorsam, vara yoğa
Alınıyorsam, geçimsiz ve işkilli,
Yüzüm öfkeden karaya çalıyorsa,
Denize bile iştahsız bakıyorsam,
Hep bu boyu devrilesi bozuk düzen,
Bu darağacı suratlı toplum!
Yaşım ilerledikçe daha çok anlıyorum;
Ne büyük nimet olduğunu ah ey güzel gün.
Boş yere üzülmekte mana yok anlıyorum,
Kadrini bilmek lazım artık her açan gülün
Şükretmek türküsüne daldaki her bülbülün
Yanmak da olsa artık aşk ile yaşıyorum.
Konuştukça Söz Başı Bir Zincir,
Sustukça, Susmak İçin Bir Emir,
Menekşeler Emirle Açılmaz ki.
Neden Çalınır Bu Düdükler
Bu Kampanalar Bu Ziller,
Sevmenin de Saati Olmaz ki..
İşitin EY yarenler,
Aşk bir güneşe benzer
Aşkı olmayan gönül, misal i Taşa benzer
Taş gönülde ne biter, dilinde ağu tüter
Nice yumuşak söylese,
Sözü savaşa benzer...
Gel seninle resim yapalım.
Bir yüz çizelim ince, küçük nezleli bir burun ve gözler zeytin iriliğinde.
Sonra bir gelincik, ince bir boyun, soyulmuş bademden daha ak bir ten,
Öyle bir yüz ki seher vakti mutluluk estirsin güneş doğarken ve saçlar çizelim, bulutlar,
Türküler, masallar gibi, hepsinin üstüne sonra kocaman bir insan yüreği.
Öyle bir yürek ki sevgiyle arkadaşlıkla, mutlulukla dolsun.
İsterse ondan sonra bütün şairler ölsün.
'Herkes çok şıktı, bütün marifetler sergilendi.
Gözlerimi kamaştırdı tavır ve tutumlar.
Hal böyleyken bana yakışacak en güzel elbise susmaktı,
Zaten başka temiz elbisemde kalmamıştı.
Kuşanıp tüm suskunluğumu,
En vakur duaları kalbime doladım.
Onlar bildiklerini okudular,
Ben onların bilmediklerini.....''
Ne gemiler yüzer dalgasız,
Ne serin olur hoyrat akşamlar,
Her sessizliğin bir vakti var,
Sakın şimdi susma...
Eğer susarsan vazgeçersin,
Vazgeçtiğinde ise sustuğunu göreceksin,
Ne denizler limansız olacak,
Ne de dalgalar sahipsiz,
Çünkü şimdi vakti değil,
Sen bir martısın,
Balık yok diye denizi bırakabilir misin?
G.Korkmaz
Elena Vizerskaya
İki türlü yara var...
Biri,
Elinde, kolunda, bacağında, dizinde...
Diğeri,
Aklında, fikrinde, içinde, düşlerinde, dilinde...
Hangisi öldürür
Bilinmez
Ama
Biri gider,
Biri kalır...