''Ne varmayı arzuladığım bir öte diyar, ne de bir yerlerde bıraktığım kayıp bir cennetim var.
Sadece çıkmak istiyorum. Çıkmak da değil, çıkabilmek...
Ben o ihtimali seviyorum. Seçeneğim olmasını, kapının aralık kalmasını...
Durmuşum bir eşikte, ne bir adım geri, ne bir adım ileri, uzatmışım kafamı aralıktan dışarı, sırtımı dönmüşüm o cehennem sıcağına,
mutlu mesut, çocuk çocuk soluklanıyorum serinlikten,
ötesi gerisi ne gam.''
"Kendine gülebilir misin?
Ama öyle vakur bir tebessüm lütfedercesine değil.
İçinde bir yerde sana seni yansıtan bir ayna, sana seni aktaran bir soytarı varmışcasına çekinmeden gülebilir misin, hem de herkesin ortasında?
Dalga geçebilir misin kendinle, ciddiye alınmayı deli gibi arzuladığın halde? "
Elif Şafak/ Kağıt helva
Tebeşirle çizilmiş bir seksek oyunu kadar uçucu bir çizgisi var hayatın.
Farkında olmadan basıyorsun çizgiye. Kızıyorlar anında.
"Yandın!" diye atılıyorsun oyun dışına.
...Ta ki ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar. O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin "arıza"larını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine. En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulandır...
Elif Şafak/Med-Cezir
Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir.
Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler.
Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: "Bırak kendini, ko gitsin!" Akıl kolay kolay yıkılmaz.
Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
Allah aşkı derya deniz gibidir.
Kendi meşrebince her insan ondan su alır.
Fakat kimin ne kadar su alacağı kabının büyüklüğüne bağlıdır.
Kiminin kabı fıçıdır, kiminin kova, kiminin kırbadır, kiminin matara.