DOSTLUK
*Günümüz de adından çokça sözü edilen herkese göre bir tarifi olan ama bir o
kadara da içi boşaltılan bir kavram dostluk. İnsanlar hep bir gerçek dost
arayışında. Hep gerçek dostun tarifi dolanır durur dillerde.
Çevremizdekilere sorsak dostluk nedir diye eminim her kesin kendince bir
tarifi vardır. Tarifler hep karşıdakinden bir beklentiyi anlatır.
Karşımızda ki bize dostluğunu ispat etmeliymiş. Gerçek dost ise bunu
göstermeliymiş gibi.
Acaba kaç kişi bu kavramdan kendine bir çıkarım yapar bu ben miyim, ben
böyle bir dost olabildim mi diye.
Acaba kaç kişi ben nasıl dost olmalıyım. Bu dostluk kavramında benim yerim
ne, bu söylenenlere ben ne kadar uyuyorum diye düşünüyor.
Yoksa sadece kimse bana böyle dost olmadı, olamadı diye hayıflanır durur mu.
Neden önce "ben gerçek dost olmalıyım" demek yerine, neden benim böyle bir
dostum olmadı serzenişinde bulunuruz. Neden önce almak sonra vermek.
Asıl olan önce verebilmek değil midir.
Kaç kişi bize, senin gibi dost bulunmaz benim gerçek dostumsun diyebildi.
Sürekli karşıdakinden bir beklenti var, karşımdaki bana dost olmalı.
Ama ben ona dost olmalıyım diyen yok ya da çok az.
Hani atalar demiş ya iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır diye, bir
insan bir şeyin acısını çektiyse eğer aynı acıyı karşısındakinin çekmesine
nasıl razı olabilir ki… olamaz olmamalı.
Geçekte bu böylemi!
Ben dost bulamadım ki niye başkasına olayım mantığı günümüzde yaygın;
maalesef bencillik her şeyde olduğu gibi burada da kendini gösteriyor. Belki
de bu yüzden bu kadar çok dostluk üzerine yazılar karşımıza çıkıyor.
"Ben gerçek dostu bulamadım ama bir kişiye olsun gerçek dost oldum" ya da
yaşayarak öğrettim, diyebilmek ne güzel; "bu sayede de dost kazandım"
diyebilmek, olması gereken.
En zor anımız da yanımızda bulamadığımız ya da sıkıntımızı paylaşmak
istediğimiz de bize yüz vermedi dediğimiz dostumuzun da o an için bir
derdinin olabileceğini onunda bir insan olduğunu onun da bizim gibi
acılarının üzüntülerinin sıkıntılarının olabileceğini hiç düşünüyor
muyuz.
Hadi o an sıkıntımız olduğu için düşünemedik bari o sıkıntımızdan
kurtulduğumuzda feraha çıktığımız da arkamıza dönüp de bakıyor muyuz. Bir
kalem de silip attığımız dostluğumuzu sorguluyor muyuz bu noktaya gelme de
bizim de sorumluluğumuzun olabileceğini düşünüyor muyuz.
Marifet dost bulmakta mı dost olmakta mı.*