Giriş yapmadınız.

Sayın ziyaretçi, AllaTurkaa sitesine hoş geldiniz. Eğer buraya ilk ziyaretiniz ise lütfen yardım bölümünü okuyunuz. Böylece bu sitenin nasıl çalıştığı konusunda ayrıntılı bilgilere ulaşabilirsiniz. Eğer sitenin tüm olanaklarından faydalanmak istiyorsanız, kayıt yaptırmayı düşünmelisiniz. Bunun için kayıt formunu kullanabilir ya da bu bağlantıya giderek kayıt işlemi hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz. Eğer önceden kayıt yaptırdıysanız buradan giriş yapabilirsiniz.

ZENoBIA

Bilge

  • "ZENoBIA" bir kadın

Mesajlar: 27,929

Kayıt tarihi: Apr 21st 2011

  • Özel mesaj gönder

141

Sunday, 25.08.2013, 01:37


HAKARETLERE ALDIRIŞ ETMEMEYİ BİLEN KİŞİ...

Bir zamanlar bir delikanlı bir bilgeye talebe olmak istedi...

-”Bana öğrenci olmak zordur...” dedi bilge...

“Korkarım sen bunu başaramazsın...”

Fakat genç kararlıydı...

Kendisinden ne isterse yapmaya hazır olduğunu söyledi...

Bilge de ona manevi yoldaki ilk görevini verdi:

-”Bir yıl boyunca, seni kim kızdırmaya çalışırsa ona bir lira vereceksin...”

Genç denileni yaptı ve tam bir yıl boyunca kendisini öfkelendirmeye çalışan insanlara para verdi...

Bir yılın sonunda genç bilgeye geldi ve bundan sonra kendisine verilecek vazifeye hazır olduğunu bildirdi...

-”Önce şehre git ve bana biraz yiyecek al...” dedi bilge...

Genç yanından ayrılır ayrılmaz, bilge dilenci kıyafetine bürünüp, sadece kendisinin bildiği kısa bir yoldan gençten önce şehre ulaştı...

Gencin geçeceği yola oturdu, onu beklemeye başladı...

Bir süre sonra genç göründü...

Tam yanından geçerken, dilenci görünümündeki bilge ona hakaret etmeye başladı...

Başkalarının duyacağı kadar yüksek sesle, onun ne kadar aptal göründüğünü söyledi...

Fakat gençte hiçbir öfke işareti yoktu...

Tam aksine,

-”Ne kadar harika...” diye karşılık verdi genç sakin bir şekilde...

-”Tam bir yıl bana hakaret eden herkese para ödemek zorunda kaldım... Şimdi tek kuruş ödemek zorunda değilim...”

Bunun üzerine bilge üzerindeki dilenci kıyafetini çıkardı ve gence dönerek şöyle dedi.

-”Başkalarının ne dediğine aldırış etmemeyi başaran bir kişi bilgelik yoluna adım atmış demektir

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

142

Tuesday, 27.08.2013, 03:51

Kurbağa Misali

Günlerden bir gün kurbağa yarışı düzenlenmiş!!!
Hedef yüksek bir kulenin tepesiymiş...

kalabalik onlari görmek ve alkişlamak için toplanmiş. Yariş başlamiş aslinda kimse onlarin tepeye varacaklarina inanmiyormuş...

ve şöyle konuşuyorlarmiş aralarinda ;

« boşuna !!! nasil olsa başaramayacaklar... »

kurbağalar yavaş yavaş cesaretlerini kaybetmeye başlamişlar

yalniz bir tanesi bütün gücüyle tirmanmaya devam ediyormuş... ve insanlar konuşmaya devam ediyorlarmiş

« hakikaten yazik !!! nasil olsa tepeye varamayacaklar !... »
ve kurbağalar yenilgiyi kabullenmek zorunda kalmişlar...bir tanesi hariç ! o, bütün koşullara rağmen devam ediyormuş......

sonuçta, o bir tanesi hariç,hepsi yarişi terk etmişler... o ise kulenin tepesine tek başina çikabilmiş... herkes şaşkinlik içinde bunu nasil başardiğini merak etmiş !

içlerinden bir tanesi ona yaklaşip bu yarişi nasil tamamladiğini sormuş...

ve görmüş ki.......

o sağirmiş !!!

...siz siz olun negatif duygular taşima alişkanliği olan insanlari dinlemeyin... çünkü onlar sizin yüreğinizde taşidiğiniz en güzel umutlari yok ederler !!!! işittiğiniz veya okuduğunuz sözlerin ne denli tesirli olduklarini bilin... ve her zaman pozitif düşünün !!!

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

143

Tuesday, 27.08.2013, 03:55

Akıl ve Para [/b

New York'ta bir bankanin onunde duran son model Rolls Royce otomobilden inen adam, hizli adimlarla bankaya girdi ve onune cikan ilk gorevliye, bireysel kredi icin basvuruda bulunmak istedigini soyledi. Gorevli onu, musteri temsilcisine goturdu. Adam, cok acele bir is icin Avrupa'ya gitmek zorunda oldugunu ve bu nedenle bir hafta vadeli bes bin dolar krediye ereksinim duydugunu soyledi. Musteri temsilcisi kisa bir arastirma yaptiktan sonra dondu.

"Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Bu krediyi almaniz icin bir engeliniz yok" dedi ve ekledi:

- Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamizla daha once hic calismamissiniz. Banka olarak sizi resmen tanimiyoruz. Bu nedenle, soz konusu krediyi verebilmemiz icin karsiliginda sizden bir teminat almak zorundayiz.

Adam cebinden Rolls Royce'un anahtarini cikardi, bankanin musteri temsilcisine uzatti:

"Cok acelem var, ucaga yetisecegim, kapidaki Rolls Royce'umu teminat olarak alabilirsiniz" dedi.

Kredi islemleri cok hizli bir bicimde tamamlandi. Rolls Royce otomobili bankanin garajina cektiler, adama da bes bin dolar krediyi verdiler. Musteri temsilcisi, kisisel merakini gidermek icin bir hafta boyunca ozel bir arastirma yapti ve bankalarinin bu yeni musterisinin cok buyuk bir is adami ve cok buyuk bir servet sahibi oldugunu ogrendi. Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun anaparasi bes bin dolarla, bir haftalik faizi dokuz bucuk dolari odedikten sonra, musteri temsilcisi bir turlu yenemedigi merakinin durtusuyle sordu:

"Sizin, cok buyuk bir is adami ve cok buyuk bir servetin sahibi oldugunuzu ogrendim" dedi. "Yalnizca kisisel merakimdan soruyorum. Lutfen soyler misiniz, sizin icin cok kucuk bir miktar olan bes bin dolarlik krediye neden gereksinim duydunuz?"

Adam hafifce gulumsedi: "Siz de bana lutfen soyler misiniz?" dedi. "Boyle luks bir otomobili, New York'ta hangi kapali garaja, bir hafta boyunca dokuz bucuk dolara birakabilirsiniz?"

(para kazanmak sadece calisma ve hirsla olmaz,zeka da gerekir..)

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

144

Tuesday, 27.08.2013, 03:57

Eldiven

Arenada, butun sovalyelerin asik oldugu ve evlenmek istedigi harikulade guzel prenses kral babasiyla birlikte oturuyor, cevreleri genc ve yakisikli sovalyelerle dolu, hepsi bir kucuk tebessum icin bekliyorlar.


Borazanlar caliniyor ve aslanlar cikiyorlar arenaya, kocaman yeleleri, gergin belleri, iri penceleriyle kukreyerek dolasiyorlar. Prenses zarif ellerini saklayan uzun eldivenlerden birini cikartip aslanlarin arasina atiyor.

-Kim eldivenimi alip bana getirirse onunla evlenecegim.

Muthis bir sessizlik oluyor, bir anda herkes susuyor. Bir sovalye digerlerinden ayriliyor, tas merdivenlerden agir agir inmeye basliyor, parlak cizmelerinin cikardigi adim sesleri tek tek duyuluyor. Arenaya giriyor, aslanlar hareketsiz ve saskin, bu cesur sovalyeye bakiyorlar, o hicbirine aldirmadan eldiveni aliyor, gene adim sesleriyle tas merdivenleri cinlatarak cikiyor.

Eldiveni prensesin kucagina biraktiktan sonra, kendisine hayranlikla donen prensese bir kez bile bakmadan yuruyup gidiyor.

Nietzsche "Tanriyi ve insanlari deneme," diyor. Schiller"Eldiven " siirini yaziyor. Biz herkesi her zaman deniyoruz, emin olmak, guvenmek
istiyoruz, sevgisini ve bagliligini her an kanitlasin, hayatini ve her seyini tehlikeye atsin ve bunu binlerce kez yapsin istiyoruz.

Kendimizle ve korkularimizla oylesine doluyuz ki, hicbir duyguyu, hicbir insani, hicbir nesneyi oldugu gibi butun gercekligiyle goremiyoruz, her sey kendimizle ve korkularimizla olusturdugumuz prizmalardan kirilarak ulasiyor bize, herseyi oldugundan baska bir bicimde ve oldugundan baska bir yerde goruyoruz, belki de bu yuzden aradigimiz seyleri aramamiz gereken yerlerden baska yerlerde ariyoruz.

Mutlulukla aramiza, korkularimizi ve kendimizi sokuyoruz.......

Ahmet Altan

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

145

Tuesday, 27.08.2013, 03:58

Satranç ve Tavla

Pers imparatorunun basveziri Buzur Mehir tarafindan 1400 yil once tasarlanan tavla oyunu; dunyanin en populer oyunlarindan biridir.

Zaman kavramindan alinan ilhamla tasarlanan oyunun zamana boylesine direnmesi son derece etkileyici. Senenin birligi olarak tavla bir tanedir.

4 kosesi 4 mevsimi, tavlanin icindeki karsilikli 6'sar hane 12 ayi, pullarin toplami ayin 30 gununu ,siyah -beyaz pullar gece ve gunduzu, karsilikli 12'ser hane gunun 24 saatini simgeler..


Eski zamanlarda Hint Imparatoru, satranc oyununu Pers imparatoruna,yaninda bir mektup ile hediye olarak gondermistir. Mektubunda oyunla ilgili hic bir aciklama yapmazken soyle bir mesaj yazmistir.


Pers imparatoruna;
Kim daha cok dusunuyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi goruyorsa
O kazanir.
Iste hayat budur...


Pers Imparatoru donemin en alim veziri olan Buzur Mehir ile bu mesaji paylasarak, ondan oyunu cozmesi ve kendisinin de karsilik olarak Hint Imparatoruna hediye edilmek uzere baska bir oyun icat etmesini ister.

Vezir haftalarca calistiktan sonra gonderilen satrancin her tas hareketini ve oyunu cozer daha sonra da on gunde tavlayi icad eder ve imparatora sunar.

Hint Imparatoruna tavla oyunuyla birlikte gonderilmek uzere soyle bir mesaj hazirlanir.


Hint imparatoruna;
Evet,
Kim daha cok dusunuyor,
Kim daha iyi biliyor,
Kim daha ileriyi goruyorsa
O kazanir.

AMA BIRAZ DA SANSTIR.
Iste hayat budur...

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

146

Tuesday, 27.08.2013, 04:00

Bugün ve Yarın

Doğan Cüceloğlu' nun eğitimdeki katılımcılarla aralarındaki konuşma:

Cüceloğlu: Arkadaşlar, aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?

Katılımcılardan Biri: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarı ile yok.

Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların, yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?

Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar:

Katılımcılardan Biri: Ölüm.

Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Diğer hiç biri insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?

Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır. Şu şekilde devam ederim: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?

Katılımcılardan Biri:Hayır

Cüceloğlu: Şu saniye içinde olma olasılığı var mı?

Katılımcılardan Biri:Var.

Cüceloğlu: Yarın?

Katılımcılardan Biri:Evet.

Cüceloğlu: 30 yıl sonra?

Katılımcılardan Biri:Olabilir.

Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?

Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle hiç bakmamışlardır. Sözümü sürdürürüm:
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?

Katılımcılardan Biri: Yoktur hocam.

Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz, az sonra telefonumuzun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?

Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlarlar.

Katılımcılardan Biri: Hocam konuyu değiştirsek?

Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?

Katılımcılardan Biri: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.

Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular,tartışma ya da gerginlik konusu yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona "yüreğinizin taa derininden gelen bir "seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?

Burada bazı katılımcıların ağladığı olur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.

Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim?" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı? Buna zamanımız gerçekten kaldı mı?

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

147

Tuesday, 27.08.2013, 04:02

Bir Bilgeye Sormuşlar

Bir bilgeye sormuşlar:
"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
"Terzimi severim," diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?"
Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:
"Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.

************

Bir bilgeye sormuşlar:
- Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
- Konuşmasından.
- Ya hiç konuşmazsa?
- O kadar akıllı insan yoktur ki!..

************

Bir bilgeye nasıl bu kadar doğru kararlar alabildiğini sormuşlar, "Deneyim" demiş. O deneyimi nasıl kazandın, diye sormuşlar "Hatalarımla" demiş

************

Bir bilgeye sormuşlar:
Efendim canınız ne istiyor? Bilge cevaplamış:
Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş.. Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur..

************

Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz?" diye sormuşlar ya.
"Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi:
Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir,
İnsanlığa attığın ilk adım budur... Sana kötülük yapanlara iyilik
yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya başlarsın. Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun

************

Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
´Sevmek´ demiş...
Peki sonra? demişler...
´Sevilmek´ demiş...
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler...
O da demiş ki ´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir...

************

Bilgeye Sormuşlar;
~ insan neden dilek diler?
~ insan gerçekleşmesi için diler, ama bilmez ki gerçekleştirmek için dilemek gerek.

************

Bir bilgeye sormuşlar en mutlu insan kimdir. İşte o dağdaki çobandır demiş.
Neden diye sormuşlar. Çünkü demiş insan bildikleriyle yaşar, onun
bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil.

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

148

Tuesday, 27.08.2013, 04:03

Çocuk gözüyle bakabilmek

Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapisanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her haftasonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapisaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında yanında götürdü ancak hapisane kurallarına göre özgürlügü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı.

Bu sebeple kagıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...

Çok üzülmüştü küçük kız... Babasına söyledi bunu,o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.

Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu: "Hmmm! Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?

Küçük kız babasına eğilerek,sessizce:" Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

149

Tuesday, 27.08.2013, 04:05

Direnç Kaybı

Sabah sol gözümde bir agri ve biraz kanla uyandim. Ögleden sonra solugu doktorda aldim. Dünya tatlisi bir doktor. Ilk bakista çözdü derdimi.
"Direnç kaybina bagli iltihaplanma..."
"Sorun gözünde degil aslinda..." dedi doktorum.
".... baktigin yerde .....Hep karanliga bakmaktan feri sönmüs gözlerinin. Yilgin düsmüssün. Yorgunluk mikrobu, seni gözünden vurmus".

Bu teshisin ardindan öyle bir reçete yazdi ki dostlar basina: "Pozitif düsüneceksin. Hayata simsiki sarilacaksin. Isinden kafani kaldirip sevdiklerinle vakit geçireceksin. Kendine yeni heyecanlar yarat. Sev, ki hücrelerin yenilensin. Sana enerji vermeyecek hiç kimseyle de birlikte olma..."

CAN DÜNDAR

  • "harbi kız" bir kadın

Mesajlar: 5,572

Kayıt tarihi: Jul 10th 2013

  • Özel mesaj gönder

150

Tuesday, 27.08.2013, 08:14

Gerçek Dostlar

Çok samimi iki dost ve arkadaslardi. Fakat bir tanesi çok kurnaz,atilgan ve hareketli, digeri ise çok saf , dürüst ve sessizdi.

Bir gün kurnaz olan arkadas , diger arkadasin yanina giderek islerinin bozuldugunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kirmaz ve elindeki bütün parayi arkadasina verir.Arkadasi bu parayla islerini düzeltir.

Bir süre sonra kurnaz olan yine arkadasinin yanina gider ve arkadasinin evlenmek üzere oldugu nisanlisini çok begendigini ve kendisine vermesini ister.
Arkadasi çok sasirir, ne diyecegini bilemez.
Fakat aralarinda o kadar kuvvetli bir sevgi vardir ki arkadasina hayir diyemez,
nisanlisini arkadasina verir.

Zaman içinde Saf olanin isleri bozulur ve birden arkadasi aklina gelir...
(ben ona sikistiginda iyilik yapmistim diyerek) arkadasinin is yerine gider ve
kendisine çalismasi için is vermesini ister.Arkadasi ona is vermez.
Bizimki pismanlik ve üzüntü içinde geri döner ama yinede arkadasina kizamaz.

Bir gün sokakta dolasirken yanina hasta ve yasli bir adam yaklasir Fakir oldugu için ilaç alamadagini söyler.Bizimki yasli adamcagiza acir, istedigi ilaçlari alir ve
adamcagiza verir.Kisa bir süre sonra yasli adamin öldügünü duyar
Yasli adam çok zengindir ve bütün mirasini kendisine birakmistir.

Saf adam artik zengindir. Biraz da sevdigi dostuna olan kirginligiyla dostunun is
yerinin karsisinda bir ev alir ve oraya yerlesir.

Bir gün evinin kapisini dilenci bir kadin çalar. Yasli kadin çok aç oldugunu,
kendisine yemek vermesini ister.Bizim saf hiç düsünmeden kadini içeri alir karnini doyurur,Kimsesi olmadigini ögrendigi kadina ; Kendisinin de yanliz oldugunu söyler ve bu evde birlikte yasiyalim sen evin islerini ve yemekleri yaparsin der.yasli kadin hiç düsünmeden kabul eder. Bir süre sonra yasli kadin bizimkine, kendine uygun bir kiz bulup evlenmesini söyler,
Bizimki böyle bir kizi nasil ulaşacagini, kendisinin tanidigi olmadigini söyler.
Yasli kadin ona uygun bir kiz tanidigini ve kendisiyle görüstürebilecegini söyler.
Görüsmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve dügün davetiyeleri basilir.

Bizimkisi kirgin oldugu halde çok samimi dostunu yinede unutamamistir ...

Biraz da geldigi konumu görmesi açisindan samimi arkadasina da davetiye gönderir
Dügün günü gelir çatar . Saf adam dügün salonunda bir seyler söylemek istegiyle mikrafonu alir ve baslar yasadiklarini anlatmaya ;

"Eskiden çok sevdigim bir dostum vardi . Bir gün isleri bozulunca benden borç para istedi.elimdeki bütün parayi verdim. Evlenmek üzere oldugum nisanlimi çok begendigini söyleyerek benden istedi.Çok üzülerek onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini istemedim.Islerim bozuldugunda onun fabrikasina gittim ve çalismak için kendisinden is istedim. Bana is vermedi.Çok üzüldüm, ama yinede arkadasima kizmiyorum Çünkü biz gerçek dosttuk."

Bu konusma üzerine kurnaz olan arkadasi daha fazla dayanamaz mikrafonu eline alir ve baslar konusmaya;

"Benim de bir zamanlar çok sevdigim bir dostum vardi. Islerim bozuldugunda kendisinden para istedim, bütün parasini bana verdi. Sonra ondan nisanlisini istedim, üzülerek nisanlisini da verdi . Nisanlisini istememin nedeni o kadinin arkadasima layik olmamasiydi . (Hayat kadiniydi ) Kendisi çok saf oldugu için arkadasimi o kadindan bu sekilde kurtardim.
Isleri bozuldugunda gelip benden is istedi, Arkadasimi kendi emrimde çalistiramazdim, o yüzden is vermedim Günün birinde karsilastigi yasli adam benim babamdi. Babam ölmek üzereydi, onu arkadasimin yanina ben gönderdim ve mirasini ona ben biraktirdim. Evine gelen dilenci kadin benim annemdi Ona bakip iyi yasamasini saglamak için gönderdim. Su anda evlenmekte oldugu kisi de benim kiz kardesim.
Onu arkadasimla evlenmesine ben ikna ettim.

Herşey senin içindi...
Hayat kısa Kalp kırmaya Degmez

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

151

Friday, 30.08.2013, 00:19

Kişilik
Yıl 1982 ...
Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nun 2. sınıf öğrencileri, Türkiye Ekonomisi dersinin hocasını bekliyor. Sınıf, öğrencilerin patırtısıyla yıkılıyor...

Sert görünümlü hoca kapıda belirir. Sınıfa kızgın bir bakış atıp kürsüye geçer. Tahtaya ‘ Bakın’ der. ‘
Bu kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şey…’
1
kocaman bir (1) rakamı çizer.

Sonra (1)’in yanına, ‘ Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik (1)’i (10) yapar.’
Bir (0) daha… ‘ Bu tecrübedir. (10) iken,(100) olursunuz.’
10
100
bir (0) koyar.

Sıfırlar böyle uzayıp gider :
Yetenek... Disiplin... Sevgi…
Eklenen her yeni (0)’ın, kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatır hoca…

Sonra, eline silgiyi alıp, en baştaki (1)’i siler.
Geriye bir sürü sıfır kalır.
Ve hoca yorumu patlatır :
‘ kişiliğiniz yoksa, öbürleri sıfırdır ! ‘

000000

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

152

Friday, 30.08.2013, 00:20

Üç Heykel

İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı.

Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti.

Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu.

Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar: "Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir. O heykeli bulunca bana haber ver."

Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.

Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için zindana attırdığı bir genç haber gönderdi İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.

Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi.

Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı.

İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.

Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı. Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu.

Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:

"Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.

Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.

En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

153

Friday, 30.08.2013, 00:21

Kumdan Kale

Bir yaz günü, plajda oturuyor, kumlarla oynayan iki çocuğu seyrediyordum. Her ikisi de, deniz kıyısında, kapılarıyla, kuleleriyle, tünelleriyle kocaman bir kale yapmak için beraberce harıl harıl çalışıyorlardı. Kale neredeyse tamamlanmışken , büyük bir dalga gelip kaleyi bozdu. Her şey, bir anda ıslak bir kum yığınına dönüşmüştü.

Bütün uğraşlarının bir anda gözlerinin önünde yok olduğunu gören çocukların göz yaşlarına boğulmalarını bekliyordum. Ama çocuklar beni şaşırttı. Ağlamak yerine, ikisi de kalkıp el ele tutuştular ve gülerek kıyıdan biraz daha uzaklaşıp yeni bir kale yapmaya giriştiler.

Çocukların , o anda bana önemli bir ders öğrettiklerini fark ettim. Yaşamımızdaki her şey, yaratmak için üstünde çok zaman ve enerji sarf ettiğimiz her karmaşık yapı , aslında kumdan yapılmışlardır. Sadece başka insanlarla kurduğumuz ilişkiler ayakta sağlam kalabilir. Er ya da geç, bir dalga gelip, kurmak için yoğun çaba sarf ettiğimiz çalışmaları anında yıkabilir. Böyle bir durum karşısında, sadece yanında tutacak bir eli olan insan gülümseyebilir....

Rabi Harold Kushner

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

154

Friday, 30.08.2013, 00:23

Bakış Açısı

Iki sapka üreticisi sirket ise yeni aldiklari iki pazarlamaci delikanliyi Afrikaya göndermisler.

Birinci delikanli kisa süre sonra merkeze su mesaji göndermis :

-Burada kimse sapka giymiyor. Satis olasiligi yok.?

ikinci delikanlinin mesaji söyleymis :

-Burada kimsenin sapkasi yok. Satis imkani çok...?

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

155

Friday, 30.08.2013, 00:24

Hazır Cevap


Sokrates...
Filozof Sokrates ve esi bir turlu iyi gecinemezlermis. Bir gun esi Sokrates'e verip veristirmis, agzina geleni soylemis. Bakmis kocasi hicbir tepki gostermiyor, bir kova suyu alip basindan asagi bosaltmis.
Sokrates: "Bu kadar gök gurultusunden sonra bir sagnak zaten bekliyordum" demis.

Shaw ve Churchill...
Bernard Shaw ile Churchill hic gecinemez ve sik sik birbirlerini ignelermis. Bernard Shaw, oyununun ilk gecesinde, oyuna Churchill'i davet etmiş ve iki davetiyeye de bir pusula ilistirmis:
"Size iki davetiye gonderiyorum. Bir dostunuzu alip gelebilirsiniz.
Tabii dostunuz varsa."
Churchill lâfın altında kalır mi, hemen cevap gondermis:
"Maalesef o gece baska bir yere soz verdigim icin oyununuzu seyretmeye gelemeyecegim. Ikinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece oynarsa."

Eflatun...
Bir gun Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamis ve siddetle azarlamis. Talebesi:
"Iyi ama ben cok az bir parasina oynuyordum" diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermis:
"Ben seni kaybettigin para icin degil, kaybettigin zaman icin azarliyorum."

Yavuz Sultan Selim, bircok Osmanli padisah gibi sefere cikacagi yerleri gizli tutarmis. Bir sefer hazirliginda, vezirlerinden biri israrla seferin yapilacagi ulkeyi sorunca,
Yavuz ona:
- Sen sir saklamayi bilir misin? diye sormus.
Vezir:
- Evet hunkarim, bilirim dediginde, Yavuz cevabi yapistirmis:
- Bende bilirim.

Sultan Alparslan 27 bin askeriyle bizans topraklarinda ilerlerken, kesfe gonderdigi askerlerden biri huzuruna gelip telasla:
- 300 bin kisilik dusman ordusu bize dogru yaklasiyor, der.
Alparslan hic onemsemeyerek soyle der:
- Bizde onlara yaklasiyoruz.

Bir filozofa sormuslar:
"Şansa inanir misiniz?" Filozof :
"Evet, yoksa sevmedigim insanlarin basarisini neyle aciklardim."

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

156

Friday, 30.08.2013, 00:26

Oğlum ve Ben

Bir gün, çocuğum doğdu. O dünyaya geldiğinde, yetişmem gereken uçaklar ve ödenmesi gereken faturalarla meşguldüm.

Ben uzaklardayken yürümeyi öğrendi. Konuşmayı da öyle. Ve biraz büyüdüğünde, "Senin gibi olmak istiyorum baba" demeye başladı. "Ben de büyüyünce senin gibi olacağım."

İşyerine telefon açıp, "Baba, eve ne zaman geleceksin?" diye sorardı ikide bir. "Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum. Ama geldiğimde birlikte güzel bir vakit geçireceğimizden emin olabilirsin."Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum on yaşına geldi. Ona güzel bir top aldım.

"Top için teşekkürler baba!" dedi, "Haydi oynayalım." "Bu hafta sonu tamamlamam gereken isler var" dedim. "Bugün olmaz, haftaya, tamam mı?" "Tamam" dedi, fakat yüzündeki gülümseme eksilmedi. "Büyüyünce baba" dedi, "ben de senin gibi olmak istiyorum."

Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum önce ilkokuldan, sonra liseden, sonra üniversiteden mezun oldu. Bu durumda, başka birçok baba gibi, benim de söylemem gereken bir şeyler vardı. "Seninle gurur duyuyorum" oğlum dedim.

"Gel, söyle biraz oturalım; sana diyeceklerim var." Başını salladı ve gülümseyerek : "Arkadaşlara sözüm var baba" dedi. "Sen arabanın anahtarlarını verebilir misin bana? Sonra görüşürüz , oldu mu?"

Yıllar öylece geçip gitti. Emekli oldum. Artik bol bol vaktim vardi. Oğlum ise başka bir şehirde iyi bir iş bulmustu, orada yaşıyordu. Bir gün ona telefon ettim. "Eğer sence de uygunsa, hafta sonu buraya gel de hasret giderelim" dedim. "Sevinirim baba" dedi. "Bir bakayım, müsait bir vakit bulabilirsem, gelirim. Ama su sıralar işlerim cok yoğun.

Fakat seninle görusmeyi ben de istiyorum, baba." "Peki, ne zaman gelirsin oğlum?" "Ne zaman olur bilmiyorum, baba. Şimdi bir iş görüşmem var, ona yetişmem gerek. Sonra ararım seni. Geldigimde birlikte güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin."

Ve telefonu kapatığımda, oğlumun çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini anladım. Çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini... Örnek aldığı babasına benzediğini... Büyüyünce tıpkı babası gibi olduğunu...

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

157

Friday, 30.08.2013, 00:28

Konferans


Profesör konferans salonuna gelmiş. Ön sırada oturan bir seyis dışında başka kimse yokmuş. Sunusunu aktarma konusunda bocalamış ve seyise sormuş:

Buradaki tek kişi sizsiniz. Size göre konuşmalı mı, yoksa konuşmamalı mıyım?"

Seyis cevap vermiş:
"Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan çok fazla anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim."

Bu sözlerden pek etkilenen Profesör konferansa başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş. Konferanstan sonra kendini mutlu hissetmiş. Dinleyicisinin de konferansın çok iyi olduğunu onaylayacağını düşünerek:
"Konuşmayı nasıl buldun?" diye sormuş.

Seyis cevap vermiş:
"Hocam sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahıra gelip biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım."

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

158

Friday, 30.08.2013, 00:29

Dostluk

Bir zamanlar oldukça kırıcı karaktere sahip bir çocuk vardı. Bir gün babası çocuğa bir çuval dolusu çivi vererek, her sinirlendiğinde ya da birisiyle münakaşa etmek durumuna geldiğinde pahçe çitine bir çivi çakmasını söyledi.

Birinci gün çocuk bahçe çitine tam 37 çivi çaktı. İlerleyen haftalar içinde çocuk, kendisini kontrol etmeyi öğrenmeye başladı ve bahçe çitine çaktığı çivi sayısı hergün azalmaya başladı. Sonunda çocuk, her sinirlendiğinde bahçe çitine çivi çakmanın onu rahatlattığını ve kendisini kontrol etmesini kolaylaştırdığını farketti.

Ve nihayet çocuğun bahçe kapısına çivi çakmaya ihtiyaç duymadığı gün geldi. Hemen babasına gitti ve bugün bahçe kapısına hiç çivi çakmadığını söyledi.

Babası ona bu kez de, pahçe kapısına çakığı çivilerden her gün bir tanesini sökmesini söyledi. Çocuk sevincini ve kızgınlığını kontrol etmeyi başarmıştı..

Uzun günler sonra çocuk babasına gelerek pahçe kapısındaki tüm çivileri söktüğünü söyledi.

Babası oğlunu bahçe kapısının önüne götürüp dedi ki:
« Oğlum, sen iyi bir iş başardın. Ama bir de şu kapıda bıraktığın deliklere bak. »

Bu kapı artık asla eskisi gibi olamayacak. Birisiyle kavga ettiğin ya da kalbini kırdığın zaman, o kişide tıpkı bu delikler gibi bir yara açmış olursun.

Birisini kırabilir ve sonra da özür dileyebilirsin. Fakat o yara her zaman kalacaktır. Defalarca özür dilesende o yara kalıcıdır. Birisini kelimelerle yaralamak, o kişiyi fiziksel olarak yaralamak kadar kötüdür.

Dostlar ender bulunan mücevherlerdir. Onlar seni mutlu eder ve destek olur. İhtiyacın olduğunda seni dinlemeye hazırdırlar. Her zaman arkandadırlar ve yürekleri sana açıktır. Dostlarına onları ne kadar sevdiğini göstermelisin.

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

159

Friday, 30.08.2013, 00:30

Eve Dönüş

Bu, Vietnam'da savaşan ve sonunda evine dönecek olan John adında bir askerin hikayesidir.

John evine gitmeden önce, San Francisco'da bulunan anne Babasına telefon açtı." Sevgili anne ve babacıgım, sonunda eve geliyorum ama birşey sormak istiyorum. Bir arkadaşımı da beraber eve getirebilir miyim?

"Tabii ki " diye cevapladılar. "Onunla tanışmaktan mutluluk duyarız".

Ama bilmeniz gereken birşey var" diye John devam etti," o savaşta ağır yaralandı. Kara mayınına bastı ve kolu ile bacağını kaybetti.Başka gidecek hiçbir yeri yok. Onun bize gelmesini ve bizimle yaşamasını istiyorum". "

Bunu duyduğuma çok üzüldüm oğlum, belki kalacak başka bir yer bulması için ona yardımcı olabiliriz"

"O hayır , onun bizimle yaşamasını istiyorum "

"Oğlum," dedi babası, "sen ne istediğinin farkında değilsin. Böyle büyük bir sorunu olan birisi bizi çok rahatsız eder. Bizim kendi hayatımız var ve böyle farklılığa izin veremeyiz.Bence sen eve gelmeli ve bu çocuğu unutmalısın. O kendi yaşamını devam ettirmenin bir yolunu bulacaktır."

O andan sonra, John telefonu kapattı. Anne ve babası ondan başka bir söz duymadılar...

Birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi.Oğullarının bir binadan düşerek düğünü söylediler. Polise göre intihardı. Anne ve baba telaşla uçağa binerek Oğullarının teşhisini yapmak için San Francisco'daki teşhis morguna gittiler. John'u teşhis etmişlerdi. Ama gözleri faltaşı gibi açılarak... Bilmedikleri bir şeyi fark ettiler.

John'un bir bacağı ve bir kolu yoktu...

  • "renksizgazete" bir erkek
  • Konuyu başlatan "renksizgazete"

Mesajlar: 12,460

Kayıt tarihi: May 4th 2012

Konum: istanbul

  • 1464528
  • Özel mesaj gönder

160

Friday, 30.08.2013, 00:32

Hayat Satrancı

Genç bir adam kendi yöresinde çok tanınan bir bilgenin yanına gitti. Derdi biraz farklıydı. Genç yaşında hep başarı kazanmıştı. Babasından devraldığı küçük işi hızla büyütmüş, zengin olmuştu. Çevresindeki herkes ona saygı gösteriyordu.

Düşmanı yoktu. Evlilikleri başarılı olmuş, çok genç yaşlarda başlayarak birkaç kez baba olmuştu. Ve genç adamın derdi de buradan sonra başlıyordu. Bu kadar erken başarı, çok başarı, çok sayılmak yüzünden bütün çevresindeki insanları "küçük" görmeye başlamıştı.

Genç adam için "önemli" hiçbir iş, hiçbir insan, hiçbir durum kalmamıştı. Hiçbir konuşmayı birkaç dakikadan fazla dinleyemiyor, okumaya başladığı herşeyi birkaç dakika içinde elinden bırakıyordu.

Bilge kişi genç adamı uzun uzun dinledi. Genç adam anlattıkça anlattı.Sonra da bilge kişi sordu: "Yaparken zevk aldığın, her şeyden daha fazla ilgini çeken hiçbir şey yok mu?"

Genç adam bir süre düşündü ve cevap verdi: "Satranç..." dedi, "Ama satrancı da çok iyi oynadığım için rakip bulamıyorum."

Bilge kişi "Güzel" dedi, "Burada bir öğrencim var, o da iyi satranç oynuyor." Öğrencisini çağırdı, satranç masası kuruldu. Genç adam ve öğrenci karşılıklı oturdular. Bilge kişi aniden "Bir dakika" dedi, "Bu satranç karşılaşması biraz farklı olacak. Kaybeden, kafasını da kaybedecek. Kaybedenin kafasını ben kendi elimle, kendi hançerimle keseceğim. Tamam mı?" Öğrencisi "Tabii efendim" deyince genç adam da daha zayıf bir sesle "Tamam" dedi.

Oyun başladı. "Her şeyi en iyi yapan", "Her şeyde en başarılı" genç adam boncuk boncuk terliyordu. Yaptığı her atak bilgenin öğrencisi tarafından ustaca savuşturuluyordu. Genç adam terlemeye devam ediyordu. Bir süre sonra savunmaları düşmeye başladı. Öğrenci usta hamlelerle genç adamı sıkıştırmıştı.

Genç adam bir an bilge kişiye baktı. Gözleri korku doluydu. Bilge kişi o an, bir el darbesiyle satranç masasını devirdi: "Tamam bitti! Hiç kimsenin kafası kesilmeyecek!" Genç adam önüne bakıyordu.

Bilge kişi konuştu: "İşte tekrar tutkuyu yaşadın... Dikkatini toplamayı öğrendin... Hiç kimseyi küçümsememen gerektiğini gördün... Her an ölümün yanında yaşadığın için her şeye değer vermen gerektiğini anladın..." Sonra bilge ve öğrencisi yere saçılmış satranç taşlarını birlikte toplayıp kutusuna koydular.

Benzer konular