You are not logged in.

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

81

Friday, November 25th 2011, 3:35pm



"Ne kadar da gençtim...
Masum ve güzeldim...
Şimdi çok yalnızım."

Bige Bilgen, Yıldız Tilbe'nin "Seni O Sanmıştım" şarkısından yola çıkarak yazdığı romanı elinizden bırakamayacaksınız.

Arka kapak:
Sema Bozok'un imrenilecek bir hayatı vardı. Başarılı, yakışıklı bir koca, herkesin hayallerini süsleyen bir iş, huzurlu bir ev... Daha ne isterdi ki insan? Ama mutluluğu uzun sürmeyecekti.
Kocası Hakan'ın kardeşi Mine onları özel bir akşam yemeğine çağırdığında başına geleceklerden haberi yoktu.

Asla tahmin edemezdi böyle bir şeyi... Yıllardır unutmak istediği, geçmişe gömmeye çalıştığı biri... Mine'nin sevgilisi olarak karşısında duruyordu.

Sema korkuyordu. Kaybetmekten, yüzleşmekten, söylemekten...

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

82

Friday, November 25th 2011, 3:37pm



‎"… siz hiçbir tutkuya, aşka mantıkla yanaşıldığını duydunuz mu?"

-Sabırsız Yürek - Stefan Zweig- Sf. 339

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

83

Friday, November 25th 2011, 3:41pm



“Çocukluk, bir dev masalıdır. Masalı bozulmuş çocukluk ne ise, masalını yitiren dev de odur. İkisi de şaşkın, güçsüz ve umarsızdır. Birbirlerini yitirdiklerinde, çocukluk devin, dev çocukluğun büyüsünü bozar. Büyü bozulunca, çocuk, yaşamı boyunca, masalını arayan bir dev gibi çırpınır durur.”

-Masalını Yitiren Dev / Adnan Binyazar- sf.19

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

84

Friday, November 25th 2011, 3:54pm



‎"Gözyaşları bile unutmuştu karanlıkta kalan küçük kızı. Belki şimdi yaşadığı karmaşık mutluluk, gördüğü güzel rüyanın parlak bir yansımasıydı. Kaybetmenin her harfine binlerce anlam yüklerken hâlâ nefes almayı başarabiliyordu savaşçı benliği.
Ve ısrarla kaçınıyordu cevapları zorunlu sorulardan. Çünkü kaçmak ya da görmezden gelmek daha kolaydı canını yakan gerçeklerden. Birer buzdağı misali yükselmedikçe önünde, mucizeler diyarının dingin okyanusunda ilerlemek çekiciydi."


TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

85

Friday, November 25th 2011, 4:00pm



”Herkes birbirinin çaresizliğinin kapanıdır. Birinin vücudu, diğerinin parasını tuzağa düşürür. Ya da tersi olur. Birinin imkanları, diğerinin hayallerini. Herkes birbirinin çaresizliğini kullanır aslında.

Kapana kıstırdığını, sandığının kapanına kısılmış olduğunu anlarsın kimi zaman. İnan, hayatın, ders vermeye bile vakti yoktur. ‘Hayat dersi’ dedikleri, iş işten geçmeden bunların farkına varmaktır yalnızca. Hem unutma; bazen kötü bir yol, insanı iyi bir sona ulaştırabilir.”

-Murathan Mungan - Üç Aynalı Kırk Oda-

86

Friday, November 25th 2011, 4:11pm





Ne kadar acı çekiyor olduğum, sevgili lou, kendini tekrar bulup bulmaman meselesiyle bağlantılı değil. Senin kadar zavallı bir insanla hiç uğraşmamıştım.:

Bihaber ama kurnaz
bilinen şeyleri değiştirmekte usta
bir kusurunda zevksiz ve naif
küçük meselelerde dürüst ve adil, genellikle inatçılık göstermiyor
mesele daha büyük olunca, yaşama karşı tavrı, tam anlamıyla sahtekarca
alıp verme konularında duyarsız
sevgi konusunda ruhsuz ve kifayetsiz
şefkat konusunda hastalıklı ve deliliğin sınırında
kendisine iyiliği dokunanlara karşı nankör ve hayasız

bilhassa
güvenilmez
ahlaksız
şeref konusunda olgunlaşmamış
ruhun ilkel işaretlerini taşıyan bir beyne sahip
kedi karakterli, ev kedisi kılığında yırtıcı bir hayvan
kendisinden daha soylu kişilerle girdiği ilişkilerden başka soylulukla ilgisi olmayan
güçlü bir irade, ama yeterince büyük bir hedef sahibi olamayan
çalışkanlık ve iffetten nasibini almamış
zalim bir duyarlılığa sahip
cinsel körelme ve erteleme sonucu çocuksu bir egoizm
insana karşı sevgi duymayan, ama tanrıyı seven
gelişmeye muhtaç..


>>>>>Nietzsche Ağladığında kitabında;
Nietzsche'nin Lou Salome'ye olan mektuplarından bir tanesinde aşkın nasıl nefrete dönüştüğü gösteriyor.<<<<<<<
[align=center][img]http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/2//65/400/65400787_1287287059_d9320161b71d860a400240cd1f35d9a3.gif[/img][/align]

87

Friday, November 25th 2011, 4:16pm



"İnsanlığa hizmet yolunda büyük işler başarmayı düşlüyorum sık sık, gerçekten de insanların mutluluğu uğruna çarmıha gerilmeye bile giderim belki, ama öte yandan bir insanla aynı odada iki gün yalnız kalmaya dayanamam, bunu deneyimlerimden biliyorum. Bana yakın olunca kişiliği onurumu eziyor, özgürlüğümü kısıtlıyor... Gelgelelim, kişilerden nefret ettiğim ölçüde insanlığa olan sevgim artıyor."

Dostoyevski - Karamazov Kardeşler
[align=center][img]http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/2//65/400/65400787_1287287059_d9320161b71d860a400240cd1f35d9a3.gif[/img][/align]

88

Friday, November 25th 2011, 4:18pm



"O kadar kötü giyinmişti ki, kılıksızlığa alışkın bir kimse bile böyle paçavralar içinde sokakta görünmekten utanırdı.Yine de şehrin bu kesiminde kimsenin üstü başı pek dikkat çekmezdi.Saman Pazarı'na yakınlığından ötürü türlü kötü yapılar,esnaf ve işçi kalabalığı,Petersburg'un merkezindeki bu sokaklara ve geçitlere yığıldığı için o kadar çeşitli kimseler ortalıkta görünürdü ki,ne kadar acaip olursa olsun kimse dikkati çekmezdi.Gençliğin bütün müşkülpesentliğine rağmen sırtındaki paçavralarla en az ilgilenen yine yüreği acı ve zilletle dolu genç adamın kendisi idi.Karşılaşmaktan hoşlanmadığı tanıdıklarla yahut okul arkadaşları ile karşı karşıya geldiği zamanlar durum başkaydı tabii.Bununla beraber..."

Suç ve Ceza-Dostoyevski
[align=center][img]http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/2//65/400/65400787_1287287059_d9320161b71d860a400240cd1f35d9a3.gif[/img][/align]

89

Friday, November 25th 2011, 4:21pm



"sabahları kalktım mı koşarım doğru bir kahveye. bu kahve tertemiz yedi sekiz masadan ibarettir. sessiz insanlar gelir gider. bir köşede bezik, kaptıkaçtı, satranç oynarlar. sahibi frenkle yahudi kırması bir hatundur. dünyalar kadar iyi kadındır. kahvesine girer girmez.
-bonjour madam -derim-
-bonjour mösyö -der-, komantalevu?
lazım gelen cevabı veririm.o bu cevapla kanmaz. bana fransızca herhalde hoş lakırdılar eder. kimini anlar, kimini anlamam. ne kadar vıy demek lazımsa der, bu vıyların arasına kaymasın diye iki tane de no yerleştiririm. rahat rahat anlaşırız. elime fransızca bir mecmua sıkıştırır. ben de resimlerine bakar, anlayamadığım kelimeleri bir yere yazar, eve gidip lügata baktıktan sonra da anlar, ertesi sabah gelip de aynı mecmuayı yeniden okuduğum zaman, "vay anasını" derim.
madam:
-ön kapuçina?... der
ben:
-peki derim önce
sonra fransızca olsun diye sesa'yı yapıştırırım. madam pek sevinir. başlar kapuçinasını nasıl yaptığını alamanca anlatmaya:
-..."

Sait Faik Abasıyanık - Lüzumsuz Adam
[align=center][img]http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/2//65/400/65400787_1287287059_d9320161b71d860a400240cd1f35d9a3.gif[/img][/align]

90

Friday, November 25th 2011, 4:23pm



"İnsanoğlu amacına doğru ilerlemeyi sever, fakat amacını elde etmeyi değil. Çok gülünç bir durum dogrusu. İnsanın yaratılıştan gülünç bir varlık olmasındandır bütün terslik zaten. İki kere iki dört çekilmez bir şey. iki kere iki dört, bana sorarsanız, bir küstahlıktır. "

Dostoyevski - Yeraltından Notlar
[align=center][img]http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/2//65/400/65400787_1287287059_d9320161b71d860a400240cd1f35d9a3.gif[/img][/align]

91

Friday, November 25th 2011, 4:28pm



"Sonra, Motel Rom'un derinliklerinde yankılanan kaygılı bir sesle, herkes gibi benim de serap gördüğümü söyledi. Ona göre, ruhumda uğuldayıp duran boşluğu doldurabilmek, giderek dipsiz bir boğuntu kuyusuna dönüşen, şu lanet olası hayatın ağırlığına katlanabilmek, ya da içimde açılan çeşitli yaraları onarabilmek için, belki de farkına bile varmadan ben yaratmışım bu serabı... Hatta, işi gücü bırakıp günden güne onu büyütmüş, parıltılarını bakışlarımla beslemiş ,her yanını iyice allayıp pullamış, sonra hızımı alamayıp Alaaddin diye adlandırmış ve işte bütün bunların sonucunda da, uğruna deli divane olunacak, göz kamaştırıcı bir hale getirmiştim. Bu, insanoğlunun baştan beri kurtulamadığı ve sonsuza dek de asla kurtulamayacağı, tuhaf bir yazgıymış zaten, önce ne yapıp edip binbir güçlükle, kıvrana kıvrana yaratır, sonra yaratma sevinci gibi gözüken hazin bir teslimiyetle yarattığının kulu kölesi olur, ardından da ille onu ellerimin arasında tutacağım, ya da içinden bir daha, bir daha doğacağım diye, kendini hırpalıya hırpalıya helak olur gidermiş...İşte ben de öyleymişim şimdi;elime umut denen o en eski ve en dayanıklı bastonu almış, çile odalarından fırlayan dervişler gibi soluk soluğa gözlerimdeki serabın parıltılarına doğru koşuyormuşum. Boşuna koşuyormuşum tabi... Anlaşılan, insanoğlunun, kendi yarattığı şeyi bile elinde tutamayacak kadar zayıf ve çaresiz bir yaratık olduğunu bilmiyormuşum daha. Hatta ben, kendi dışımda kalan birçok şeyi bilmediğim gibi, ne yazık ki insanın aradığını hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamayacağını da bilmiyormuşum. Bulamazmış oysa... Ona benzer birtakım şeylerle karşılaşabilirmiş belki, çoğu kez bunlardan bazılarını aradığı şeyin ta kendisi sanabilir, hatta onlara bir an için sımsıkı, hiç kopmamacasına sarılabilir ve işte böylece, insanın algılama zayıflığından doğan tatlı bir yalanın içinde bir süre de olsa oyuncağına kavuşmuş bir çocuk gibi avunabilmiş ama, nedense aranan asıl şey hep insanın içinde kalırmış... Hem de, kimi zaman kılık değiştirip kendini başka bir şeymiş gibi kabul ettirerek, kimi zaman da bir el hareketinin nedensizliğine, bir bakışın bulanıklığına, bir iç çekişin derinliğine ya da bir soluk alıp verişin alışılmışlığına gizlenip kalırmış... Bu yüzden, olsa olsa bu arayışın sonunda ben, eğer tat alma kapılarımın hepsi ardına kadar açıksa, ancak arayış boyunca çekeceğim zevkli bir ıstırabın damaklarımda kalan tadını bulabilirmişim. Ama olsunmuş; gene de bir an bile yılmadan, aramayı hep sürdürmeliymişim. Herkesin nicedir aramayı unuttuğu bir şeyi, farkına bile varmadan herkes adına arıyor olabilirmişim çünkü... Bakılmasınmış benim böyle Alaaddin, Alaaddin deyip durduğuma; bu Alaaddin, pekala hiç tadılmamış bir özlemin, kelimelere hiç dökülmemiş bir duygunun, henüz şekline göz değmemiş bir eşyanın, ya da hayali bile kurulmamış bambaşka bir hayatın adı olabilir,"

Bin Hüzünlü Haz - Hasan Ali Toptaş
[align=center][img]http://img0.liveinternet.ru/images/attach/c/2//65/400/65400787_1287287059_d9320161b71d860a400240cd1f35d9a3.gif[/img][/align]

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

92

Saturday, November 26th 2011, 1:59pm



‎"Şimdi onu nasıl inandırabilirim bütün bu süreyi onunla birlikte yaşadığıma?
Onu unutmuş gibi yaşarken onu düşündüğüme?
Anlamaz, görünüşüme aldanır, anlamaz.
Başkasına rastladığım için bu yeni ilişkinin her şeyi unutturduğunu düşünür."

-Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay-

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

93

Saturday, November 26th 2011, 2:08pm



‎"kim kalbinden vazgeçecek kadar kendini bir şeye adayabilir ki?"

"onu da göreceksiniz" demişti bina.

"ya hayatlarının anlamını bulamayanlar?" diye söze girmişti kızılderili. "onlar ne olacak?"

"onlar da, göğüslerinde bir et parçasıyla, canlı canlı çürüyecekler. ve buna da yaşamak demeye devam edecekler!"`

Hakan Günday - Az

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

94

Saturday, November 26th 2011, 2:13pm



"Bazen bir yağmur damlasının, bir çiçek yaprağının, bir rüzgâr perisinin bakışlarında buldum o mağrur, dimdik ve tavizsiz tavrını.
Sesin bazen ıssız bir köşede yankılandı defalarca, yılmadan ve dikkatle dinledim seni.

Fevkalâdeydin...

Anlayamadığım şu ki, benden başkaları niçin bunun farkına varamayıp, sendeki mücerred câzibeyi görmüyorlar?
Fakat biliyorum ki, ne her sevgili leyla'dır; Ne de her yürek mecnun'a aittir.

Ah bir yeterince anlayabilseydin beni! Ne bir âyinden arta kalan duygu kırıntısı, ne de bir şehrâyinden sızan aldatıcı ışıktır sevgim!..."

-Nurullah Genç / İntizar-

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

95

Thursday, December 1st 2011, 10:37am



"Beni anlayan onunla, onu anlayan ben olmak. İşte bizi birbirimize bağlayan ilk sebep"

-Can Dündar - Lüsyen-

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

96

Thursday, December 1st 2011, 3:07pm


Fazla tadılan şey değerini ansızın yitirir. Küçük bir parça peynir yavaşça ve özenle yenilirse bir şenlik ziyafetinden daha fazla mutluluk getirir. Yaşam sevinçlerini kalıcı olarak arttırmak için çocukça aç gözlülüğün taşkınlığını önlemek gerekir. O halde zevkin kalıcı olmasını sağlamak üzere ihtiyaçlara hakim olmak gerekir. Ama bu sadece aklın yardımıyla olur. Anlayış, sürekli hızlı geri tepmelere bağımlı olmamak için, bize güvenilir ve istikrarlı stratejiler geliştirmede yardım eder.

Bunun bir çaresi de, duyuları keskinleştirmek ve yaşamın birçok küçük anının büyük olanlarla aynı şekilde tadını çıkartmaktır. Bir başkası da korkuları söküp atmayı içeriyor. Sürekli güçlü zevkler de uyandırılmazsa, o zaman isteksizlik duygularını azlatmaya çalışılabilir. Gereksiz gelecek korkularından kurtulmalı, tutkular dizginlenmeli, para ve mala olan lüks ihtiyacı kısıtlanmalıdır. Bütün bunlardan çok az mutluluk ama zararlı bir bağımlılık doğar: ”Dış nesnelere olan bağımsızlığı da büyük bir nimet olarak düşünelim.” Epikuros’a göre, sahip olmak değil, sosyal ilişkiler kalıcı mutluluğa neden olur: “Tüm yaşamın mutluluğu için bilgeliği sağlayan her şeyin içinde dostluğun kazanımı en önemlisidir.”

Epikuruscu biri mutluluğunu yaşamın küçük neşelerinden çıkartan, korkularını yenen, başkalarıyla sosyal ve uyumlu bir biçimde yaşayan soğukkanlı bir insan olmalıdır.
Mutluluk güzeldir ama çok çalışma gerektirir…

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

97

Saturday, December 3rd 2011, 11:53pm


İki tür göz vardır: Bedenin gözü ve ruhun gözü. Bedenin gözü kimi zaman unutabilir; ama ruhun gözü her zaman anımsar.

İnsanlar tehlikelere karşı ne kadar katılaşırlarsa katılaşsınlar, tehlikeye karşı ne kadar uyarılmış olurlarsa olsunlar, her zaman, kalplerinin ve vücutlarının ürpermesinden düşle gerçek arasında, planlanan ile gerçekleştirilen arasında var olan büyük farkı anlarlar.

Ruhtaki yaraların şöyle bir özelliği vardır: Gizlenirler; ama kapanmazlar, her zaman acı verirler, her zaman dokunulduğunda kanamaya hazırdırlar, her zaman yürekte canlı ve açık kalırlar.

Hayat, umutlarımızın sonsuza kadar suya gömülmesidir.

Zavallı insanlığın övünçlerinden biridir bu: Herkes kendini yanında inleyen ve ağlayan bir başkasından daha mutsuz sanır.


Monte Cristo Kontu - Alexandre Dumas

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

98

Thursday, December 8th 2011, 2:54pm


Küçük mutluluklarla büyük hesaplar yaptık. Çoğu zaman nerede yanlış yaptığımızı hesaplayamadık. En yüksek sesimizle gerçeği söylediğimiz zamanlarda bile hislerimize yenildiğimizi aslında biliyorduk. Aşk diye bir şey vardı ama her seferinde yanılınca anladık Yıllarca neden mutluluğa şirin isimler bulmaya çalıştık? Halbuki mutluluk içimizdeydi, sevebilmemizdeydi Hâlâ üzülüp şaşırabiliyor olabilmemizdeydi, mutluluk kendi elimizdeydi. En yakın aynadaki resim en mutlu gerçeğimizdi Ve aslında onu nerede aradığımızla alakalı idi. Sanırım arayışların bir kopyası bende. İnsanın insana ettiğini insanın aslında kendine ettiğini, kendime hatırlatırken sizlerle paylaşmak istedim
ALMILA ERDEM

MeRaL

Jüri

  • "MeRaL" is female

Posts: 5,308

Date of registration: Jan 6th 2007

Location: NRW

  • Send private message

99

Friday, December 30th 2011, 1:04am



"Birinin adını öğrenmek varoluşunun yarısını ele geçirmektir, gerisi parçalar ve ayrıntılardan ibarettir.
Çocuklar bunu ruhlarının derinliklerinde bilirler.
Bir yabancı isimlerini sorduğunda içgüdüsel olarak söylemeyi reddetmeleri bundandır.
Çocuklar isimlerin gücünü idrak eder ama büyüdüklerinde unutuverirler.”



Elif Safak - Araf adli kitabindan
Birileri kendini Bir B.. saniyormus, o yüzden geldim :kkahkaha:

TurkEce/GnL

[Forum Ablası]

  • "TurkEce/GnL" is female
  • "TurkEce/GnL" started this thread

Posts: 47,557

Date of registration: Sep 16th 2010

Location: TC İstanbul/allaturkaa

  • Send private message

100

Wednesday, January 25th 2012, 11:57am



Rothfuss, Kralkatili Güncesi serisinin ilk kitabı Rüzgarın Adı’nı yedi yılda tamamladı.
Dünyada fırtınalar koparan bu ilk romanı tam otuz iki dile çevrildi ve
2007’de Quill Ödülü ile Publishers Weekly - Yılın En İyi Fantastik Kurgu Kitabı Ödülü’ne layık görüldü.
Serinin ikinci romanı The Wise Man’s Fear da yayımlandığı ilk hafta Amerika’da çoksatanlar listesine bir numaradan girdi.