You are not logged in.

Dear visitor, welcome to AllaTurkaa. If this is your first visit here, please read the Help. It explains in detail how this page works. To use all features of this page, you should consider registering. Please use the registration form, to register here or read more information about the registration process. If you are already registered, please login here.

DJ_DiL@N

Professional

  • "DJ_DiL@N" started this thread

Posts: 1,351

Date of registration: Aug 22nd 2008

  • Send private message

1

Saturday, August 23rd 2008, 11:36pm

ANSİKLOPEDİK İSİM SÖZLÜĞÜ Islam Isim Sözlügü- D




DADAŞ: (Tür.) Er. 1. Erkek kardeş. 2. Delikanlı, babayi it.

DAFİ: (Ar.) Er. l. Defeden, gideren. 2. Savan, savuşturan, iten.

DAĞAŞAN: (Tür.) Er. - Da aşan.

DAĞDELEN: (Tür.) Er. - (bkz. Da aşan).

DAĞHAN: (Tür.). - Eski Türklerde da tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.

DAĞTEKİN: (Tür.) Er. - (bkz. Da aşan).

DAHHAK: (Ar.) Er. - Çok gülen, çok gülücü. - Daha çok lakab olarak kullanılır.

DAHİ: (Ar.) Er. - Üstün zeka sahibi.

DAHİYE: (Ar.) Ka. - (bkz. Dahi).

DAİM: (Ar.) Er. - Devamlı sürekli, her zaman.

DALAN: (Tür.) Er. 1. Biçim, şekil. 2. İnce, narin, zarif.

DALAY: (Tür.) Ka. - Deniz.

DALAYER: (Tür.) Er. - Deniz adamı.

DALDAL: (Tür.) Er. - Kahraman, yi it-

DALGA: (Tür.). 1. Denizin yel esince oynayıp kabarması. 2. Denizde hareketli su kütlesi. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DALOKAY: (Tür.) Er. - Çok be enilen.

DALYA: (Tür.) Ka. - Yıldız çiçe i.

DAMAN: (Fars.) Er. 1. Etek. 2. Bir da silsilesinin ete inde uzanan bölge.

DAMLA: (Tür.) Ka. 1. Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 2. Belli miktarlarda akıtılarak kullanılan ilaç.

DANA: (Fars.) Er. 1. Bilen, bilici, bilgin.

DANİŞ: (Fars.) Er. 1. Bilim, bilgi, ilim. Ehl-i daniş: Bilgi sahipleri. Daniş-Merd: Bilgili, Tanzimattan önce kadıların yanında stajer olarak çalışan kimse. - Danişmend: Sultan Melikşah'ın alimlerinden emir Danişmend'in kurmuş oldu u bir Türk devlet ve sülalesi.

DANİYAL: (İbr.) Er. - Ben-i İsrail peygamberlerinden biri. "Tanrı benim yargıcımdır" anlamına gelir. İki tane Daniyal vardır: a) Babillilcre esir olmuş genç Daniyal, b) Hz. Nuh ile Hz. İbrahim arasında geçen zamanda yaşayan Daniyal.

DARCAN: (Tür.) Er. 1. Aceleci, sıkıntılı. 2. Serçe.

DAREKUTNİ: (Ar.) Er. - Ebu'l-Hasen Ali b. Ömer. Tanınmış muhaddislerdendir (917-995) yıllan arasında yaşamış 80 yaşında Ba dat'ta vefat etmiştir. Hadis sahasında kıymetli eserleri vardır.

DARGA: (Tür.) Er. - Başkan, lider.

DARİMÎ: (Ar.) Er. - Ebu Muhammed b. Abdurrahman. Hadis bilgini. Müslim ve Ebu İsa hadislerini Darimi'den aldıklarını söylerler. En meşhur eseri Camiu's-Sahih'dir.

DAVUD: (İbr.) Er. Kendisine kitap olarak Zebur'un gönderildi i büyük peygamberlerden biri. Kur'an-ı Kerim'de 16 yerde ismi geçer. - Türk dil kuralına göre "d/t" olarak kullanılır.

DEDE: (Tür.). 1. Ana ve babanın babası. 2. Ced, ata. 3. Çok yaşlı kimse. 4. Mevlevilikte çile doldurmuş, dervişlik gayesine erişmiş ve dergahta hücre sahibi olmuş kimse. 5. Bektaşilerde şeyh, baba. - Örfte isim olarak kullanılırken, daha çok lakap olarak kullanılır.

DEFİNE: (Ar.) Ka. 1. Yere gömülmüş, kıymetli eşya. 2. Kıymet ve de eri olan kimse veya mal.

DEFNE: (Yun.) Ka. - Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir a aç.

DEĞER: (Tür.). 1. Bir şeyin tam karşılı ı, kıymet, baha. 2. Layık. 3. Bir şeyin sahip oldu u yüksek vasıf. 4. Ehliyet, kabiliyet. 5. Kadir, itibar. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DEHNA: (Ar.). - Kızıl. Kumun rengi dolayısıyla Arabistan'da ıssız iller adıyla anılan bir çölün adı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DEHRİ: (Ar.). - Dünyanın sonsuzlu una inanıp öteki dünyayı inkar eden, ruhun da cesetle birlikte öldü üne inanan. Materyalist. İsim olarak kullanılmaz.

DELAL: (Ar.). - İnsana hoş, sevimli görünen hal, naz, işve. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DELFİN: (Yun.). - Yunus balı ı. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DELİSTAN: (Tür.) Ka. - İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe.

DJ_DiL@N

Professional

  • "DJ_DiL@N" started this thread

Posts: 1,351

Date of registration: Aug 22nd 2008

  • Send private message

2

Saturday, August 23rd 2008, 11:37pm

DEMET: (Tür.) Ka. 1. Ba lanarak, oluşturulan deste. 2. Biçilip ba lanmış ekin. 3. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdi i ışık destesi, hazne.

DEMİR: (Tür.) Er. - Dayanıklı ve kullanış sahası geniş, mavimsi esmer renkli bir maden.

DEMİRAĞ: (Tür.) Er.  Demirden a .

DEMİRALP: (Tür.) Er. - Demir gibi sa lam ve yi it.

DEMİRAY: (Tür.) Er. - Demir gibi.

DEMİRCAN: - (bkz. Demira ).

DEMİRDELEN: - (bkz. Demira ).

DEMİREL: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü eli olan.

DEMİRER: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü kimse.

DEMİRHAN: (Tür.) Er. - Güçlü hükümdar.

DEMİRKAN: (Tür.) Er. - Güçlü soydan gelen.

DEMİRMAN: (Tür.) Er. - Demir gibi güçlü sa lam kimse.

DEMİRÖZ: (Tür.) Er. - Özü demir gibi güçlü olan.

DEMİRŞAH: - (bkz. Demirhan).

DEMİRTEKİN: - (bkz. Demirhan).

DEMİRTUĞ: - (bkz. Demirtekin).

DEMREN: (Tür.) Er. - Okun ucuna geçirilen demir ya da kemik parçası.

DENGİZ: (Tür.) Er. - (bkz. Deniz).

DENGİZER: (Tür.) Er. - Denizci.

DENİZ: (Tür.) Ka. 1. Büyük su kütlesi. 2. Büyük su kütlesindeki dalgalanma.

DENİZALP: (Tür.) Er. - Yi it denizci.

DENİZCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Denizalp).

DENİZER: (Tür.) Er. - Deniz adamı, denizci.

DENİZHAN: (Tür.) Er. 1. Denizlerin hakimi, yöneticisi. 2. Eski Türklerde Deniz tanrısı. - İsim olarak kullanılmaz.

DERBEND: (Ar.) Er. - Kapılar kapısı.

DEREM: (Fars.). - Para, akçe. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DEREN: (Tür.) Ka. - Derleyen, toplayan, ekini biçip toplayan.

DERİM: (Tür.). - Çadır. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DERKAVA: (Ar.) Er. - Afrika'nın kuzeybatısında, Fas-Cezayir'i içine alan müslüman tarikatların genel adı.

DERKAVİ: (Ar.) Er. - Derkava'ya mensup. - (bkz. Derkava).

DERMAN: (Fars.) Er. 1. İlaç. Çare. 2. Takat, kuvvet, güç.

DERSU: (Tür.). - Hepsi, kamilen, baştan başa hep. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DERVİŞ: (Fars.) Er. 1. Allah için alçakgönüllülü ü ve fukaralı ı kabul eden veya bir tarikata ba lı bulunan kimse. 2. Fakir ve muhtaç kimse. 3. Daha çok lakap olarak kullanılır.

DERYA: (Fars.) Ka. - Deniz, büyük nehir.

DERYAB: (Fars.). - Akıllı, anlayışlı. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DERYACE: (Fars.) Ka. 1. Küçük deniz. 2. Göl.

DERYADİL: (Fars.) Ka. - Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.

DERYANUR: (f.a.i.) Ka. - Nur denizi, deryası.

DESEN: (Fran.) Ka. 1. Renksiz çizim. 2. Kumaş şekli.

DESTAN: (Fars.) Ka. 1. Hikaye, kıssa. 2. Hile, mekr, tenvir. 3. Rüstem'in babasının lakabı.

DESTE: (Fars.) Ka. 1. Demet, tutam, takım. 2. Kabza, tutacak yer. 3.On yapraklık altın varak defteri.

DESTEGÜL: (Fars.) Ka. - Gül demeti, destesi.

DEVA: (Ar.). - İlaç. Çare, tedbir.  Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DEVAN: (Fars.) Er. 1. Koşan, se irten, hızlı yürüyen. 2. Koşmak. Süratle, hızla gitmek.

DEVLEDDİN: (Ar.) Er. - Dinin mutlulu u, u uru, büyüklü ü. - Türk dil kuralı açısından "d/t" olarak kullanı lır.

DEVLET: (Ar.). - Bir hükümet dairesinde teşkilatlandırılmış olan siyasi topluluk. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. Devlet Giray: Kırım hanı (1530-1577). Mübarek Giray'ın o lu.

DEVLETŞAH: (Fars.) Er. - XV. yy. yetişen en tanınmış İran edebiyatçısı.

DEVRAN: (Ar.) Er. 1. Dünya, felek. 2. Zaman. 3. Talih, yazgı.

DEVRİM: (Tür.) Er. 1. Hareket halinde bir şeyin bir e ri çizerek dönmesi, devretmesi. 2. Köklü de işiklik, inkılap. 3. Eski oldu u fark edileni yıkıp yerine yeni oldu u farz edileni koymak. 4. İhtilal.

DİBA: (Fars.) Ka. 1. Alacalı ipek kumaş. 2. Atlas.

DİBACE: (Fars.) Ka. 1. Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. 2. Kitapların süslü sayfaları.

DİCLE: (Tür.). - Yakındo u'nun Türkiye'den do an ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DİCLEHAN: (Tür.) Er. - Dicle'nin hükümdarı.

DİDAR: (Fars.) Ka. 1. Yüz, çehre. 2. Görme, görüşme. 3. Görüş kuvveti. 4. Açık meydanda.

DİDE: (Fars.) Ka. 1. Göz. 2. Gözcü. 3. Gözbebe i. 4. Gözucu.

DİDEM: (Fars.) Ka. - Gözüm.

DİHYE: (Ar.) Er. - Dihye b. Halife. Kelbi kavmine ait, Hz. Rasûlullah (s.a.s)'ın ticaret orta ı. Hoş tavırlı, kibar, zengin bir tacir. Cebrail (a.s.)'in bazen Dihyetü'l-Kelbi suretinde vahiy getirdi i rivayet olunur.

DİKÇAM: (Tür.) Er. - Çam gibi uzun. Metanetli.

DİKMEN: (Tür.) Er. 1. Koni biçiminde sivri tepe. 2. Da ların en yüksek yeri. 3. Yayla.

DİLAN: (Fars.). - Gönüller, yürekler. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DİLARA: (Fars.) Ka. 1. Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. 2. Bugün elde örne i olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri.

DJ_DiL@N

Professional

  • "DJ_DiL@N" started this thread

Posts: 1,351

Date of registration: Aug 22nd 2008

  • Send private message

3

Saturday, August 23rd 2008, 11:38pm

DİLAVER: (Fars.) Er. - Yi it, yürekli.

DİLAVİZ: (Fars.) Ka - Gönlün takıldı ı, gönüle takılan.

DİLAY: (Fars.) Ka. - Gönlü aydınlatan ay.

DİLAZAD: (Fars.) Er. - Gönlü bir şeyle ilgili olmayan, gönlü rahat. Özgür.

DİLBAZ: (Fars.) Ka. 1. Gönül e lendiren. 2. Güzel söz söyleyen. 3. Yüze hoş görünen.

DİLBER: (Fars.) Ka. - Gönül alıp götüren, güzel.

DİLBERAN: (Fars.) Ka. - Dilberler, güzeller.

DİLBESTE: (Fars.) Ka. - Gönül ba lamış, aşık.

DİLDAR: (Fars.) Ka. 1. Birinin gönlünü almış, sevgili. 2. Abdülbaki Dede'nin terkib etti i 7 makamdan biri.

DİLDEREN: (Fars.) Ka. - Sevgi toplayan, gönül alan, be enilen.

DİLEFRUZ: (Fars.) Ka. - Gönül aydınlatan. - (bkz. Dilfüruz).

DİLEK: (Tür.) Ka. 1. Dilenen şey, arzu, istek. 2. İsteme, arzu etme, dileme.

DİLEM: (Fars.) Ka. - Gönül ilacı.

DİLERCAN: (Fars.) Er. - Dilekte, istekte bulunan.

DİLFERAH: (Fars.) Ka. - Gönlü ferah, sevinçli.

DİLFEZA: (Fars.) Ka. - Gönlü genişleten, gönlü artıran.

DİLFÜRUZ: (Fars.) Ka. - Gönüle ferahlık veren, sevindiren.

DİLGE: (Tür.). - Güzel konuşan kimse. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DİLHAN: (Fars.) Er. - Gönülden söyleyen, içten konuşan.

DİLHUN: (Fars.) Er. - İçi kan a layan.

DİLKESTE: (Fars.) Ka. - Gönül çekici.

DİLMAN: - (bkz. Dilmen).

DİLMEN: (Fars.) Ka. 1. Güzel. 2. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen.

DİLNUR: (Fars.) Ka. - Gönlü nurlu.

DİLRAH: (Fars.) Ka. - Gönül yolu.

DİLRUBA: (Fars.) Ka. 1. Gönül kapan, gönül alan. 2. Tahminen 2 asırlık bir makam.

DİLSAFA: (Fars.) Er. - Gönlü şen, rahat, dertsiz.

DİLSAZ: (Fars.) Er. - Gönül yapan.

DİLSUZ: (Fars.) Ka. - Gönül yakan, yürek yakıcı.

DİLŞAD: (Fars.) Ka. - Gönlü hoş, sevilmiş.

DİLŞAH: (Fars.) Er. - Gönül hükümdarı, şahı.

DİLŞÜKUFE: (Fars.) Ka. - Gönül çiçe i.

DİNÇ: (Tür.) Er. - Gücü kuvveti yerinde ve sa lıklı.

DİNÇAY: (Tür.) Er. - Kuvvetli ay.

DİNÇER: (Tür.) Er. - Kuvvetli kimse, genç, erkek, yi it.

DİNDAR: (f.a.i.) Er. - Allah'a inanmış, ba lanmış olan kimse.

DİRAHŞAN: (Fars.) Ka. - Parlak, parlayan.

DİRAYET: (Ar.). - Zeka, bilgi, kavrayış. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DİREM: (Fars.) Er. 1. Akça, para. 2. Gümüş para.

DJ_DiL@N

Professional

  • "DJ_DiL@N" started this thread

Posts: 1,351

Date of registration: Aug 22nd 2008

  • Send private message

4

Saturday, August 23rd 2008, 11:39pm

DİRENÇ: (Tür.) Er. - Karşı koyan kuvvet, mukavemet.

DİRİCAN: (Tür.) Er. - Güçlü, canlı kimse.

DİRİĞ: (Fars.) Er. - Esirgeme, acıma.

DİRSEHAN: (Tür.) - Dede Korkut hikayelerinde, çocu u olmadı ı için hor görülen sonra da Bo aç Han adında yi it bir o ula sahip olan kahramanın adı.

DİZDAR: (Fars.) Er. - Kale muhafızı.

DOĞA: (Tür.) Er. - Tabiat karşılı ı olarak kuraldışı uydurulmuş kelime.

DOĞAN: (Tür.) Er. - Kartalgillerden, alıştırılarak kuş avında kullanılan, yırtıcı bir kuş.

DOĞANALP: - (bkz. Do an).

DOĞANAY: (Tür.) Er. - Ayın ilk günleri.

DOĞANBEY: (Tür.) Er. - Do an gibi atik ve cesur bey. Do an bey: Ni bolu kalesini haçlılara karşı koruyan Osmanlı beyi Yıldırım Bayezid dönemi.

DOĞANBİKE: - (bkz. Do an).

DOĞANER: (Tür.) Er. - Güçlü, kuvvetli, yi it.

DOĞANGÜN: (Tür.) Er. - Sabahın ilk ışıklan.

DOĞANHAN: - (bkz. Do anbey).

DOĞANNUR: (Tür.) Ka. - Nurun do ması.

DOĞANTEN: (Tür.) Er. - Şafak vakti.

DOĞAY: (Tür.) Er. - Ayın do ması.

DOĞU: (Tür.) Er. 1. Do ma bölgesi. 2. Güneşin do du u yön, şark.

DOĞUHAN: (Tür.) Er. - Do u ülkesinin hükümdarı, hakimi.

DOĞUKAN: (Tür.) Er. - (bkz.. Do uhan).

DOLUNAY: (Tür.). - Tam yuvarlak halde görünen ay, bedir, bedr-i tam. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DORUK: (Tür.) Er. - Tepe, a aç tepesindeki körpe filiz.

DOYUM: (Tür.) Ka. - Ganimet almış.

DÖNDÜ: (Tür.) Ka. 1. Henüz evlenmemiş kız. 2. Örfte devamlı erkek çocu u olan ailenin son do an çocu u kız olursa döndü adını koyarlardı.

DÖNE: (Tür.) Ka. - Karşı ziyarette bulunma. - (bkz. Döndü).

DUCİHAN: (Fars.) Ka. - İki cihan, dünya ve ahirct.

DUDU: (Fars.) Ka. 1. Hanım, küçük kardeş. 2. Papa an, tuti. Bir papa an cinsi. 3. Abla, yaşlı ermeni kadın.

DUHA: (Ar.). 1. Kuşluk vakti. 2. Kur'an-ı Kerim'de 93. surenin ismi. -Kız ve erkek adı olarak kullanılır.

DUHTER: (Fars.) Ka. - Kerime, kız.

DUMRUL: (Tür.) Er. - Dede Korkut hikayelerinde geçen bir kahramanın adı.

DURALİ: - (bkz. Dursunali).

DURAK: (Tür.) Er. 1. Yolu taşıyan araçların düzenli olarak durdukları yer. 2. Durma, dinlenme. 3. Cümle sonuna konulan nokta.

DURAN: (Tür.) Er. - Hareketsiz halde bulunan, sabit.

DURANAY: (Tür.) Ka. - Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldı ı zaman.

DURCAN: (Tür.) Er. - Canlı kal, ömrün uzun olsun.*

DURDU: (Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*

DURHAL: (Tür.) Er. - Hal üzere kal, oldu un gibi kal*

DURKADIN: , Tür.) Ka. - (bkz. Dursaliha).*

DURKAYA: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni do an çocuklarına verdikleri isim.*

DURMUŞ: (Tür.) Er. - (bkz. Dursun).*

DURNA: (Tür.) Er. - Bir cins kuş. Turna.

DURSALİHA: (t.a.i.) Ka. - Erkek çocu u olmayan ailelerin en son do an kız çocuklarına verdikleri ad.*

DURSUN: (Tür.) Er. - Çocukları devamlı ölen ailelerin yeni do an çocuklarına verdikleri ad. *

DURSUNALİ: (t.a.i.) Er. - Kız çocu u olmayan ailelerin en son do an erkek çocuklarına verdikleri isim.*

DURU: (Tür.) Ka. - Saf, berrak.

DURUALP: (Tür.) Er. - Özü temiz yi it.

DURUCAN: (Tür.) Er. - (bkz. Durualp).

DURUGÜL: (Tür.) Ka. - Temiz, saf gül.

DURUHAN:. - (bkz. Durualp).

DURUKAN: - (bkz. Durualp).

DURUL: (Tür.) Er. 1. Berrak, saf duruma gel. 2. Dibe çöken şey, tortu.

DURUSAN: (Tür.) Er. - Temiz olarak tanınmış kimse.

DURUSOY: - (bkz. Durusan).

DUYGU: (Tür.) Ka. 1. His. 2. Duyulan, işitilen, hissedilen şey.

DUYSAL: (Tür.) Ka. - Duymakla, hissetmekle ilgili olan.

DÜCANE: (Ar.) Er. - sahabe-i kiramdan önemli bir şahsiyetin adı.

DÜDEN: (Tür.). 1. Yer altında akan suların kireçli tabakaları eriterek meydana getirdikleri tabii kuyu. 2. Bataklık, girdap. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DÜLFİN: (Ar.) Ka. - Arap astronomları tarafından Delphinus yıldız kümesine verilen isim.

DÜNDAR: (Fars.) Er. 1. Eski Fars hükümdarı. 2. Arkayı gözeten, koruyan asker.

DÜRDANE: (Fars.) Ka. 1. İnci tane si. 2. Sevgili, kıymetli.

DÜREFŞAN: (Fars.) Ka. 1. İnci serpen. 2. İnci gibi söz söyleyen a ız.

DÜRİYYE: (Ar.) Ka. 1. İnci gibi parlayan, parlak. 2. Parıltılı yıldız.

DÜRNUR: (Fars.) Ka. - İnci ışı ı.

DÜRRE: (Ar.) Ka. - İnci tanesi.

DÜRÜST: (Fars.) Er. 1. Do ru, düzgün, sa lam. 2. Bütün, tam.

DÜRVEŞ: (Fars.) Ka. - İnci gibi.

DÜZEY: (Tür.). - Seviye karşılı ı olarak uydurulmuş olmayan. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

DÜZGÜN: (Tür.). 1. Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. 2. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. 3. İyi düzen verilmiş. 4. İntizamlı, nizamlı. 5. Yolunda, rayında. 6. Kadınların yüzlerine sürdükleri beyaz veya kırmızı boya. - Erkek ve kadın adı olarak kullanılır.

* Eski Türk adetlerinden olan bu tür temenni ifade eden isimler ve bu isimlerden bir şeyler beklemek islam'da kadere rıza anlayışına ters oldu u için yersiz ve mesnedsiz şeylerdir