إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ، وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى
"Ameller (yapılan işler) ancak niyetlere göredir. Herkes ancak niyet ettiği şeyin karşılığını alır."
Buhârî, Bed’ü’l-vahy, 1; Müslim, İmâret, 155.
بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللّٰهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللّٰهِ، وَإِقَامِ الصَّلَاةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ، وَحَجِّ الْبَيْتِ
"İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resûlü olduğuna şahitlik etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır."
Buhârî, Îmân, 1; Müslim, Îmân, 20.
اَلدِّينُ النَّصِيحَةُ. قُلْنَا: لِمَنْ؟ قَالَ: لِلّٰهِ وَلِكِتَابِهِ وَلِرَسُولِهِ وَلِأَئِمَّةِ الْمُسْلِمِينَ وَعَامَّتِهِمْ
"Din, nasihattir." Biz kime, diye sorduk. O da: "Allah’a, Kitabına, Resûlüne, Müslümanların yöneticilerine ve bütün Müslümanlara," diye cevap verdi.
Müslim, Îmân, 55.
إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ، وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشْتَبِهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ
"Helal belli, haram da bellidir. Bu ikisi arasında, halktan birçok kimsenin bilmediği şüpheli şeyler vardır. Şüpheli şeylerden sakınan, dinini ve ırzını korumuş olur."
Buhârî, Îmân, 39; Müslim, Müsâkât, 107.
وَمَنْ سَلَكَ طَرِيقًا يَلْتَمِسُ فِيهِ عِلْمًا، سَهَّلَ اللّٰهُ لَهُ بِهِ طَرِيقًا إِلَى الْجَنَّةِ
"Kim bir ilim öğrenme yoluna girerse, Allah o kişiye cennete giden yolu kolaylaştırır."
Müslim, Zikir, 37.
إِنَّ اللّٰهَ لَا يَنْظُرُ إِلَى صُوَرِكُمْ وَأَمْوَالِكُمْ، وَلٰكِنْ يَنْظُرُ إِلَى قُلُوبِكُمْ وَأَعْمَالِكُمْ
"Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar."
Müslim, Birr, 32.
خَيْرُ النَّاسِ أَنْفَعُهُمْ لِلنَّاسِ
"İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olanıdır."
Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb, I, 301, Hadis no: 539.
لَيْسَ الشَّدِيدُ بِالصُّرَعَةِ، إِنَّمَا الشَّدِيدُ الَّذِي يَمْلِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ
"Gerçek yiğit, güreşte rakibini yenen değil; öfkelendiği zaman nefsine hâkim olandır."
Buhârî, Edeb, 76; Müslim, Birr, 106.
اَلْإِيمَانُ بِضْعٌ وَسَبْعُونَ أَوْ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةً، فَأَفْضَلُهَا قَوْلُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ، وَأَدْنَاهَا إِمَاطَةُ الْأَذَى عَنِ الطَّرِيقِ، وَالْحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ الْإِيمَانِ
"İman yetmiş (veya altmış) küsûr şubedir. En üstünü 'Lâ ilâhe illallah' demek, en düşüğü ise yoldan eziyet verici şeyi kaldırmaktır. Hayâ da imandan bir şubedir."
Müslim, Îmân, 57.
لَيْسَ الزُّهْدُ فِي الدُّنْيَا بِتَحْرِيمِ الْحَلَالِ، وَلَا إِضَاعَةِ الْمَالِ، وَلٰكِنِ الزُّهْدُ أَنْ لَا تَكُونَ بِمَا فِي يَدَيْكَ أَوْثَقَ مِمَّا فِي يَدِ اللّٰهِ
"Zühd (dünyayı terk etmek), helal olanı haram kılmak değildir. Gerçek zühd, elindekine Allah'tan daha çok güvenmemendir."
Tirmizî, Zühd, 29.
مَا زَالَ جِبْرِيلُ يُوصِينِي بِالْجَارِ حَتّٰى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُوَرِّثُهُ
"Cibrîl bana komşu hakkını o kadar tavsiye etti ki, (neredeyse) komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim."
Buhârî, Edeb, 28; Müslim, Birr, 140.
اَلْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ
"Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir."
Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64.
مَنْ أَحَبَّ أَنْ يُبْسَطَ لَهُ فِي رِزْقِهِ وَيُنْسَأَ لَهُ فِي أَثَرِهِ فَلْيَصِلْ رَحِمَهُ
"Rızıkta bolluk ve ömrün uzaması kimin hoşuna giderse, akrabasını gözetsin."
Buhârî, Edeb, 12.
الرَّاشِي وَالْمُرْتَشِي فِي النَّارِ
"Rüşvet alan da veren de cehennemdedir."
Tirmizî, Ahkâm, 9; Ebû Dâvûd, Akdiye, 4.
لَا تَحَاسَدُوا، وَلَا تَبَاغَضُوا، وَلَا تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللّٰهِ إِخْوَانًا
"Birbirinize haset etmeyin, kin tutmayın, sırt çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları, kardeş olun!"
Müslim, Birr, 23.
مَنْ غَشَّ فَلَيْسَ مِنَّا
"Bizi aldatan bizden değildir."
Müslim, Îmân, 164.
مِنْ حُسْنِ إِسْلَامِ الْمَرْءِ تَرْكُهُ مَا لَا يَعْنِيهِ
"Kişinin mâlâyânîyi (kendisini ilgilendirmeyen faydasız şeyleri) terk etmesi, İslâm’ın güzelliğindendir."
Tirmizî, Zühd, 11; İbn Mâce, Fiten, 12.
مَنْ رَأَى مِنْكُمْ مُنْكَرًا فَلْيُغَيِّرْهُ بِيَدِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِلِسَانِهِ، فَإِنْ لَمْ يَسْتَطِعْ فَبِقَلْبِهِ، وَذَلِكَ أَضْعَفُ الْإِيمَانِ
"Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin; buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin; buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin ki, bu imanın en zayıf derecesidir."
Müslim, Îmân, 78.
الرَّاحِمُونَ يَرْحَمُهُمُ الرَّحْمٰنُ، اِرْحَمُوا مَنْ فِي الْأَرْضِ يَرْحَمْكُمْ مَنْ فِي السَّمَاءِ
"Merhamet edenlere Rahmân merhamet eder. Siz yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökteki (Allah) da size merhamet etsin."
Tirmizî, Birr, 16.
لَيْسَ الْغِنَى عَنْ كَثْرَةِ الْعَرَضِ، وَلَكِنَّ الْغِنَى غِنَى النَّفْسِ
"Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül zenginliğidir (kanaattir)."
Buhârî, Rikâk, 15; Müslim, Zekât, 120.
الدُّعَاءُ هُوَ الْعِبَادَةُ
"Dua, ibadetin ta kendisidir."
Tirmizî, De’avât, 1.
الصِّيَامُ جُنَّةٌ، فَإِذَا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحَدِكُمْ فَلَا يَرْفُثْ وَلَا يَصْخَبْ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ أَوْ قَاتَلَهُ فَلْيَقُلْ إِنِّي صَائِمٌ
"Oruç bir kalkandır. Biriniz oruç tuttuğu gün, kötü söz söylemesin ve kavga etmesin. Ona biri söverse veya sataşırsa, 'Ben oruçluyum' desin."
Buhârî, Savm, 2; Müslim, Sıyâm, 162.
اَلطُّهُورُ شَطْرُ الْإِيمَانِ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ تَمْلَأُ الْمِيزَانَ، وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ تَمْلَآنِ -أَوْ تَمْلَأُ- مَا بَيْنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
"Temizlik imanın yarısıdır. Elhamdülillah (demek) mizanı doldurur. Sübhanallahi ve’l-hamdülillahi (demek) ise yerle gök arasını doldurur."
Müslim, Tahâret, 1.
مَثَلُ الَّذِي يَذْكُرُ رَبَّهُ وَالَّذِي لَا يَذْكُرُ رَبَّهُ مَثَلُ الْحَيِّ وَالْمَيِّتِ
"Rabbinin zikrettiği (andığı) ile zikretmediği kimsenin durumu, diri ile ölü gibidir."
Buhârî, De’avât, 66; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn, 189.
اَلصَّلَوَاتُ الْخَمْسُ وَالْجُمْعَةُ إِلَى الْجُمْعَةِ وَرَمَضَانُ إِلَى رَمَضَانَ مُكَفِّرَاتٌ مَا بَيْنَهُنَّ إِذَا اجْتُنِبَتِ الْكَبَائِرُ
"Beş vakit namaz, iki cuma ve iki Ramazan (arasında işlenen günahlar) büyük günahlar işlenmediği sürece aralarındaki (küçük) günahlara kefarettir."
Müslim, Tahâret, 14.
كُلُّ مَعْرُوفٍ صَدَقَةٌ
"Her iyilik bir sadakadır."
Buhârî, Edeb, 33; Müslim, Zekât, 52.
أَحَبُّ الْأَعْمَالِ إِلَى اللّٰهِ أَدْوَمُهَا وَإِنْ قَلَّ
"Amellerin en hayırlısı, az da olsa devamlı olandır."
Buhârî, Îmân, 32; Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn, 215.
اَلْيَدُ الْعُلْيَا خَيْرٌ مِنَ الْيَدِ السُّفْلَى
"Veren el, alan elden daha hayırlıdır."
Buhârî, Zekât, 18; Müslim, Zekât, 94.
مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لِأَخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ، قَبْلَ أَنْ لَا يَكُونَ دِينَارٌ وَلَا دِرْهَمٌ
"Kimin üzerinde kardeşinin ırzı, namusu veya malıyla ilgili bir zulüm varsa, altın ve gümüşün bulunmadığı kıyamet günü gelmeden önce o kimseyle helalleşsin."
Buhârî, Mezâlim, 10; Rikâk, 48.
مَنْ هَمَّ بِحَسَنَةٍ فَلَمْ يَعْمَلْهَا كَتَبَهَا اللّٰهُ لَهُ عِنْدَهُ حَسَنَةً كَامِلَةً، وَإِنْ هَمَّ بِهَا فَعَمِلَهَا كَتَبَهَا اللّٰهُ لَهُ عِنْدَهُ عَشْرَ حَسَنَاتٍ إِلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ
"Bir kimse bir iyilik yapmaya niyet eder de yapmazsa, Allah ona tam bir iyilik sevabı yazar. Eğer niyet eder ve yaparsa, on katından yedi yüz katına kadar sevap yazar."
Buhârî, Rikâk, 31; Müslim, Îmân, 207.
اِتَّقُوا النَّارَ وَلَوْ بِشِقِّ تَمْرَةٍ، فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَبِكَلِمَةٍ طَيِّبَةٍ
"Yarım hurmayla da olsa ateşten korunun. Bunu bulamayan güzel sözle korunsun."
Buhârî, Zekât, 9; Müslim, Zekât, 66.
يَسِّرُوا وَلَا تُعَسِّرُوا، وَبَشِّرُوا وَلَا تُنَفِّرُوا
"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz."
Buhârî, İlim, 12; Müslim, Cihâd, 6.
اَلْمُؤْمِنُ هَيِّنٌ لَيِّنٌ، سَهْلٌ مُسْهِلٌ، لَا خَيْرَ فِي مَنْ لَا يَأْلَفُ وَلَا يُؤْلَفُ
"Mü'min, tatlı, yumuşak huylu, uysal ve geçimli olur. Geçimsiz ve kaba olanda hayır yoktur."
Müsned, V, 335; Hâkim, II, 303.
كُنْ فِي الدُّنْيَا كَأَنَّكَ غَرِيبٌ أَوْ عَابِرُ سَبِيلٍ
"Dünyada garip veya yolcu gibi ol!"
Buhârî, Rikâk, 3; Tirmizî, Zühd, 25.
أَفْضَلُ الْجِهَادِ كَلِمَةُ عَدْلٍ عِنْدَ سُلْطَانٍ جَائِرٍ
"En faziletli cihad, zalim bir sultanın yanında adaletli bir söz söylemektir."
Ebû Dâvûd, Melâhim, 17; Tirmizî, Fiten, 13.
اَلْمَرْءُ مَعَ مَنْ أَحَبَّ
"Kişi sevdiği ile beraberdir."
Buhârî, Edeb, 96; Müslim, Birr, 163.
أَعْطُوا الْأَجِيرَ أَجْرَهُ قَبْلَ أَنْ يَجِفَّ عَرَقُهُ
"İşçinin ücretini, teri kurumadan önce veriniz."
İbn Mâce, Ruhûn, 4; Beyhakî, Sünen, VI, 120.
لَا وَصِيَّةَ لِوَارِثٍ
"Mirastan hissesi olan kimseye vasiyet etmek yoktur."
Ebû Dâvûd, Vesâyâ, 6; Tirmizî, Vesâyâ, 5.
مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيُكْرِمْ ضَيْفَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلَا يُؤْذِ جَارَهُ، وَمَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَلْيَقُلْ خَيْرًا أَوْ لِيَصْمُتْ
"Allah'a ve âhiret gününe iman eden misafirine ikram etsin. Komşusuna eziyet etmesin. Ya hayır söylesin ya da sussun."
Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74.
مَا أَمَرْتُكُمْ بِشَيْءٍ فَأْتُوا مِنْهُ مَا اسْتَطَعْتُمْ، وَمَا نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ فَاجْتَنِبُوهُ
"Size emrettiğim şeyleri yapın, yasakladığım şeylerden kaçının. Gücünüz yettiği kadar yapın."
Buhârî, İ'tisâm, 2.