.·:*¨`*:·.Peygamber ve Peygamberlik Nedir.·:*¨`*:·.
Haber getiren kisi. Allahu Teâlâ'nin kullarina emir ve yasaklarini bildirmek ve onlara hakki, dogruyu ve yanlisi açiklamak üzere seçip görevlendirdigi ilahî elçi. Kur'an-i Kerim' de; "nebi" veya "enbiya", bazan da "resul" veya "rusul" diye geçer.
"Nebi", arapça bir kelime olup, "nebe' " kökünden türetilmistir. Muhbir, yani "haber verici" anlamina gelir. Ancak nebe', herhangi bir haber degil; bize bildirilen fevkâlade degerde, çok önemli bir haber, bir teblig demektir. Nebe', yalniz, dogrulugunda hiç süphe olmayan bir haber için kullanilabilir (Ragib el-Isfahanî el-Müfredât, Nebi maddesi). Nebi'nin manasi, Allah'in, seçtigi kullarina ilâhî haberinin, vahiy yoluyla ulasmasi ve vahyine muhatab olmasidir. Kelime, Allah ile peygamberi arasindaki alâkayi, yani vahyi ve haber vermeyi açikliyor (Saît Ramazan el-Butî, Kübrâ el- Yakîniyyât el-Kevniyye, s. 172).
Bazi dilciler, "nebi" kelimesinin "yükseltilmis" manasinda olan "nübüvvet" kelimesinden geldigini ileri sürerler.
Diger bir kisim dilciler ise, "nebi" kelimesine, Allah (c.c) ile akil sahibi kullari arasinda bir elçi veya, "Biz insanlara, Allah Teâlâ'nin vahy-i ilâhisini bildiren kimse" manasi verirler. Nebi'nin çogulu "enbiya"dir. Peygamberlere, ilâhî emir ve yasaklari, hüküm ve haberleri insanlara bildirdikleri için "enbiya" denmistir (Ibn Manzur, Lisanul-Arab, Nebi mad.; et-Taftâzânî, Serhu'l-Makâsid, II, 12.
Kur'an-i Kerim'de "nebi" yerine "resul" de geçmektedir. Arapçada "irsal" kelimesinden alinan "rasul", gönderilen kimse, haberci, elçi anlamina gelmektedir. Allah (c.c) tarafindan, insanlari irsad edip onlari dogru yola yöneltmek için gönderilmis olduklarindan, peygamberlere, "rüsûl-i kirâm, mürselîn" denmistir (el-Müfredat, Resul mad., Lisanul-Arap, Resul maddesi).
Bu esasa göre; nebi ve resul kelimeleri, ayni manaya gelen, arapçada iki (müterâdif) es anlamli isimdir. Peygamberlere, Allah'dan önemli haber (vahy) aldiklari için "nebi"; aldiklari haberleri gönderildikleri insanlara bildirdikleri için de "resul" denir. Onlarin en önemli görevi, kendilerine indirilen ilâhî vahyi teblig etmektir. O halde risaletin manasi Allah Teâlâ'nin, seçtigi kullarindan birini ilâhî hüküm veya serîatini baskalarina teblig etmekle mükellef tutmasidir. Bu kelime, peygamber ile diger insanlar arasindaki alâkayi açiklamaktadir. O da, irsal (gönderilme) ve elçilik kavramidir.
Bu esasa göre, peygamberlerin iki görevi vardir. Bunlardan Allah (c.c) ile özel iliskisine "nübüvvet"; insanlarla olan "ilâhî görev" iliskisine de "risâlet" denmektedir. Nebî ve resul kelimeleri bu iki iliskiyi ifade etmektedir (bk. el-Butî, a.g.e., s. 173).
Çogunluk Kelam âlimlerine göre ise "resul" kelimesi, lugat manasi bakimindan "nebi" kelimesinden daha genis ve sümullüdür. Çünkü melekler de, ilâhi haberler tasidiklarindan, onlara da "Ilâhi haberciler" anlaminda "resul" denmektedir. Bu görüste olanlara göre, kendisine ilâhî kitab ve müstakil serîat verilen peygamberler "resul" diye anilirlar. Bu bakimdan, her resul ayni zamanda bir nebidir. Fakat her nebî, resul degildir. Bunlara göre; ikisi arasinda, -mantik diliyle"umum-husus-mutlak" iliskisi vardir. Çünkü nebî; tebligle mükellef olsun olmasin, Allah Teâlâ'dan vahiy yoluyla her hangi bir emir alan kimsedir. Eger o, belli bir seriati (hukuk sistemini) veya bir Kitabi teblig etmekle mükellef tutulursa, o peygambere ayni zamanda "resul" denir. Her iki grubun da Kitab ve Sünnet'ten delilleri vardir. Sonuç olarak, nebî ve resul söyle tarif edilebilir: "Allah Teâlâ'nin seçtigi ve onu Cibril (a.s.) vasitasiyla (uyanik iken) vahyettigi seyleri insanlarin hepsine veya belli bir topluluga Allah'in emriyle teblig eden bir insandir (Nebî ve resul kelimelerinin terim anlami, aralarindaki fark ve deliller için bk. et-Taflâzânî, Serhul-Makâsid, II/128, el-Cürcanî, Serhul-Mavâkif, III, 173-174; Ibnul-Hümam, Serhul-Müsâyere, 198; Kadi Iyâd, es-Sifâ, I/210; ed-Devvânî, Celâl-Serhul-Akâidi'l-Adudiyye, 3; Mustafa Sabri, Mevkiful-Akli vel-Ilmi vel Âlem, Kahire 1950, IV/40; el-Bûtî, a.g.e., 173).
Peygamberlere Iman ve Önemi
Kur'an-i Kerim'de zikredilen birçok ayetlere ve Peygamberimiz (s.a.s)'in bazi sahih hadislerine göre Allah Teâlâ'nin razi oldugu yegâne hak din olan Islâm'da iman esaslarindan biri de, Allah (c.c.) tarafindan insanlari irsad ederek onlara dogru yolu göstermek için gönderilen bütün peygamberlere iman etmektir. Bu ortak esas, Islâmda iman esaslari arasinda yer alan çok önemli bir rükündür. Çünkü "meleklere" iman edilmeden, "Ilâhî kitaplara" inanmak mümkün olmadigi gibi, bu kitablari insanlara teblig etmekle görevli ve sorumlu olan "Peygamberlere" iman edilmeden de, mukaddes kitablara iman etmek mümkün degildir.
Gerçek sudur ki; peygamberlik müessesesine inanilmadan din, yani ilâhî emir ve yasaklar söz konusu olmaz. Çünkü peygamberler, Allah Teâlâ'nin insanlari irsad için gönderdigi birer ilâhî elçi olarak kendilerine vahyolunan ilâhî hükümleri, emir ve yasaklari yalniz teblig etmekle kalmazlar; ayni zamanda bu hükümleri kendi nefislerinde aynen tatbik eder ve günlük hayatimizda fert ve toplum olarak nasil uygulayacagimizi gösterirler. Peygamberler, herkes tarafindan takip edilebilecek üstün vasifli, yüksek ahlâkli, kâmil ve örnek insanlardir. Onlar, her hususta çok güzel birer örnek olduklari için, insanlari kolayca etkiler, onlara Allah sevgisi ve O'na imani asilar ve peslerinden sürükleyerek hayatlarinda esasli degisiklikler yaparlar. Çünkü nefsi ve akli ile basbasa olan insanlarin islahi ve dogru yola yöneltilmeleri, ancak yine birer insan olan, günahlardan arinmis (masum) peygamberlerin önderliginde basarilabilir. Onun içindir ki, melekler insanlara degil, yalniz peygamberlere elçi olarak gönderilmislerdir: "(Onlara) de ki: Eger yeryüzünde yasayip huzur içinde dolasanlar melekler olsaydi, muhakkak Biz, onlara gökten melek bir peygamber indirirdik" (el-Isrâ, 17/95).
Kur'an-i Kerim'in bildirdigine göre, peygamberlik müessesesi ve ilâhî kitaplar Allah Teâlâ'nin insanlara lutfettigi manevî bir hediye (mevhibe-i ilâhiyye)dir. Âlemleri yaratan Allah (c.c) insanlar ve milletler arasinda bir fark gözetmeden, onlarin her birine maddî sayisiz nimetler ve çesitli riziklar verdigi gibi, ruhî bir gida, manevî bir nimet olarak peygamberlik nimetini de ayni ilâhî esasa göre insanlik âlemine ihsan etmistir. Bu yönden peygamberlik, lutfu ve rahmeti sonsuz olan Rabbulâlemin'in bütün dünya milletlerine dagittigi ilâhî bir hediyedir. Madem ki insanlar hidayet yolunu bulmak, hak ve adalet üzere kurulan ilâhî nizami ögrenerek hayatlarinda uygulayabilmek için Allah (c.c) tarafindan seçilerek gönderilen masum (günahsiz) peygamberlere ve onlara indirilen ilâhî vahye muhtaçtirlar; o halde bütün insanlarin Rabbi, Hâlik ve Râziki olan Allah Teâlâ, elbette ki kullari arasinda ayirim yapmadan, her millete kendi içinden seçtigi peygamberler gönderecektir. Nitekim bu husus Kur'an-i Kerimde su ayetlerle açik olarak beyan edilmistir: Hiç bir millet yoktur ki, kendi içinde (onlari Allah azabiyla) korkutan biri (bir peygamber) gelip geçmis olmasin" (el-Fâtir, 35/24), Her milletin bir peygamberi vardir" (Yunus,10/47. Ayrica bkz. en-Nahl 16/36; er-Rum, 30/47; ez-Zuhruf, 43/6; er-Ra'd 13/8; Ibrahim,14/4; el-Isrâ,17/15).
Bütün peygamberler bu yüce görevi eksiksiz olarak yapabilecek ve kendilerine vahyolunan ilâhî hükümleri insanlara teblig edebilecek kudret ve kabiliyette yaratilan mümtaz ve sadik kullar, Allah tarafindan seçilen ilâhî elçilerdir.
Kur'an-i Kerim, müslümanlara, yalniz Islâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s)'e degil, dünya milletlerine zaman zaman gönderilen bütün peygamberlere de inanmayi emretmektedir. el-Bakara süresinde; Deyiniz ki biz Allah'a, bizlere indirilen (Kitab)'a; Ibrahim'e, Ismail'e, Ishak'a, Yakub'a ve ogullarina indirilenlere; Rableri tarafindan Mûsa ve Isâ ya verilenlere iman ettik. Onlari biribirinden (peygamber olarak) ayirmayiz” (el-Bakara, 2/136) buyrulmaktadir. Ayette geçen "nebiyyûn" kelimesi ile, daha önce gönderilen diger peygamberlerin kastedildigi anlasilmaktadir.
Iste Islâm dini, bütün peygamberlere inanmayi, "iman esaslari"ndan ve Islamin temel prensiplerinden saymakla (bkz. el-Bakara, 2/177 ve 285, en-Nisâ, 4/ 136), hiç bir dinin erisemedigi derecede sumullü b insanlik dini olmak vasfini kazanmaktadir. Bütün dünya milletlerine hitap etmek suretiyle de, insanlari bütün beseriyeti içerisine alan bir kardeslige, sulh ve sukûna, saadet ve selâmete davet etmektedir. Bu bakimdan, her müslüman icmâlî olarak (kisaca); basta Hz. Muhammed (s.a.s) olmak üzere, daha önce gönderilen bütün peygamberlere; tafsili olarak da, Kur'an-i Kerim'de isimleri zikredilen peygamberlerin her birine ayri ayri iman etmeleri, ayrica, Allah (c.c) tarafindan önceki milletlere gönderilen ve adlari bildirilmeyen bütün peygamberlere toplu olarak iman etmeleri gerekir (el-Bûtî, a.g.e.,186-191; Ali Arslan Aydin, en-Nübüvve Fil-Kur'an ve Inde Felasifetil-Islâm, Kahire 1958, s. 5-9 ve Islâmda Iman ve Esaslari 6. Baski, Istanbul 1990, s. 184-187).
Kur'an-i Kerim'de bildirildigine göre, bütün insanlik âlemine ve bütün milletlere hitab etmek üzere gönderilen peygamber, yalniz Hz. Muhammed (s.a.s)'dir. Hz. Muhammed (s.a.s) ilk peygamber Hz. Adem'den itibaren zaman zaman çesitli milletlere gönderilen peygamberlerin en büyügü ve sonuncusudur. O, peygamberler zincirinin son altin halkasidir, Hâtemül-Enbiyâ'dir. O'ndan sonra artik peygamber gönderilmeyecektir. Bu, Islâmin ve en son Mukaddes Kitab Kur'an'in bildirdigi bir gerçektir:
Biz seni, ancak bütün insanlara müjdeci ve (Allah ozabi ile) korkutucu olarak gönderdik" (es-Sebe; 34/2Cool;
"De ki, (Ya Muhammed): Ey insanlar! Ben göklerin ve yerin mülkü olan Allah'in, size, hepinize gönderdigi peygamberiyim" (el-A'raf, 7/15. Hz. Muhammed (s.a.s)'den baska hiç bir peygamberin bütün dünya milletlerinin hepsine birden gönderildigine dair ne Kur'an'da, ne de baska bir kutsal kitabda açik bir ayet bulunmamaktadir.
Peygamberlerin Adedi ve Isimleri Kur'an-i Kerim'de her millete mutlaka kendi içinden seçilen bir peygamber gönderildigi açikça beyan edilmis ise de, (el-Fâtir, 35/24; Yunus,10/47; el-Isrâ, 17/15) peygamberlerin adedi ve her birinin ismi bildirilmemistir. Nitekim en-Nisa süresinde (4/ 164)