Evvel zaman kalbur saman içinde, yörenin birinde bileği bükülmez, güç yetmez bir pehlivan yaşarmış. Beş parmağında beş marifet, gücüyle nam salmış ama hâlâ bekarmış. Köylüler, “Bu adamı evlendirmek gerek!” demişler kendi aralarında.
Kapısına gitmişler, pehlivan kapıyı açmış:
“Buyurun ağalar!” demiş.
İçlerinden yaşlı, bir adam öne çıkmış:
“Evlat, bu düzen böyle gitmez, seni evlendirelim zaman geçmeden”
Pehlivan hafif şaşkın:
“Olur da kız nerede?” demiş.
Yaşlı adam:
“Kızını buluruz, merak etme,” demiş ve köylülerle birlikte yola koyulmuş.
Kız bulunmuş, düğün kurulmuş. Gelin, tören günü atla götürülecek, pehlivanın ise alımlı, güçlü ve gösterişli bir atı varmış.
Pehlivan gelini ata bindirmiş Yola çıkmışlar. biraz ilerledikten sonra atın ayağı tökezlemiş. Pehlivan arkaya hafif dönüp:
“At 1 oldu,” demiş.
Biraz daha ilerliyorlar at tekrar tökezliyor. Pehlivan:
“At 2 oldu,” demiş.
Gelin kendi kendine düşünmeye başlamış:
“Delimi ne, 1-2-3 ne sayıyor acaba”
Biraz daha ilerlemişler, at bir kez daha tökezlemiş. Pehlivan hiç tereddüt etmeden o güzelim gösterişli atı vuruyor, gelinide omuzlamış ve eve götürmüş.
Aylar geçmiş, cicim ayları bitmiş. Gelin biraz şımarıp pehlivanı sınamak istemiş. Pehlivan, her zamanki gibi sakin:
“Avrat, 1 oldu,” demiş.
Ve işte… ömürlerinin sonuna kadar, “2” dedirtmeden yaşamışlar.
Ne çok yazdımbee, klavyem eskidi